Hoşgörü

Yavuz BAHADIROĞLU’nun “Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan” adlı eserini okurken kitabın 49’uncu sayfasında “Balaban” başlıklı bir hikâye dikkatimi çekti. Hikayede adı geçen Yahya Efendi Kanuni’nin süt kardeşidir ve Trabzonludur.

Yahya Efendi dergahı’nın arkasındaki tepelerde (Yıldız Parkı civarı) koyunlarını otlatan Balaban isminde bir Rum çocuğu vardı. Balaban bir gün koyunlarını otlatırken koyunlardan iki tanesi Yahya Efendi dergahının çitlerini aşarak dergah bahçesinde gözden kaybolurlar.

Koyunlarını kaybeden Balaban telaşla dergaha gelerek koyunlarının bahçeye
girdiğini ve onları gözden kaybettiğini dergahtakilere anlatır. Dergahta
bulunan müritler bütün aramalara rağmen koyunları bulamazlar ve durumu Yahya Efendi’ye iletirler, bunun üzerine Yahya Efendi, Balabanı huzura çağırarak
koyunların nasıl kaçtığını anlatmasını ister. Çocuk da hem telaşlı hem de
endişeli bir şekilde olan biteni Yahya Efendi’ye anlatır.’’Yahya Efendi’nin; “Bu
çocuk koyunlarını ararken yorulmuş açıkmıştır, buna ekmek, tereyağı, bal
getirin!” demesi üzerine müritler istenilenleri getirerek sofrayı hazırlarlar.

Yahya Efendi:

‘’ İşte sana tereyağı, mumlu bal ve taze nan,

İstersen yağa ban, istersen bala ban!.

Sözleriyle Balaban’a ikram ve iltifatta bulunur, bu sözler çocuğu o kadar çok etkilemiştir ki, Yahya Efendi’ye birden ısınır ve onu öyle sever ki, onun yanından hiç ayrılmak istemez. Bu arada müritler koyunlarının bulunduğu müjdesini getirirler.

Balaban Yahya Efendi’ye dönerek ‘’Koyunlarım sana kurban olsun! Kabul edersen burada kalmak ve Müslüman olmak istiyorum’’der. Yahya Efendi de bu sözleri beklemekteydi ve dervişler tekbirler getirirken Yahya Efendi şu beyitleri söyler:

Subh-dem iki ganem menzile mihman geldi
Her görenler dediler tekkeye kurban geldi
Kurd tabiatludan anı sakunun lutfeylen
Hazmidüp dirler ana nimet-ı sübhen geldi
Yolda çokdur çalıcı anları çaylak geldi
Her ac olan ana der, derdime derman geldi
Bir koyuna sığarır iki koyun niçeler
Çeküp avurda yutar der bize ihsan geldi
Yeticek arayu gider dolanur dağ u taşı
Kakınup der bu araya şeytan geldi
Ey ‘müderris ‘ ola gör ra’ı bugün bunlara sen
Enbiya zümresi hep âleme çoban geldi.

Yavuz Bahadıroğlu kitabında sonucu şöyle bağlar; “Babamla birlikte biz de tekkeye gelsek, izniniz olur mu?”

“Elbette” der Yahya Efendi, “kapımız herkese sonuna kadar açıktır. Bu kapıdan girmek için insan olma dışında bir şartımız yoktur. Buyurun beklerim”

Sonraki yıllarda Balaban’la babası, tekkenin müdavimleri arasına katılır.

Kıssadan hisse;

1-Bazı cemaat grupları bırakın Hristiyanları Müslümanları bile kapılarından sokmazlar, cemaat mensupları arasında kendi cemaatlerinden başkasının cennete layık olmadığı şeklinde bir algı da vardır ki; her imamın arkasında da namaz kılmazlar.

2- Anadolu işte böyle İslamlaştı. Kapıları herkese açarak, içine kapanarak değil.

3- Ancak kendisinden korkanlar etrafına duvarlar örerler.

4- “Enbiya zümresi hep âleme çoban geldi” ise, enbiyanın varisleri olan evliyalar, arifler, Allah dostlarının  ehl-i kitaba arkasını dönmesi caiz midir?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s