Mesneviden Seçmeler

 

1-Dinle neyden, zira o bir şeyler anlatmada, ayrılıklardan şikayet etmededir.

2-“Her sır söylenemez, gâh çift dersin, tek olur; gâh tek dersin, çift çıkar! (Sırlarını gizleyenin boynu bükük olmaz.) Aynanın berraklığını, yüzüne karşı öğersen nefesinden ayna çabucak buğulanır, bulanır, bizi göstermez olur. Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma: Gittiğin yol, paran, bir de mezhebin. Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi, sana pusu kurar. Bir iki kimseye söyledin mi, artık o sırra veda et. İki kişiyi aşan, bir başkasına da söylenen her sır, yayılır. (1045)

3-Ahmağın özrü kabahatinden beter olur. Cahilin özrü her ilmin zehridir. “Padişahım, adam olmayanı da adam sırasına koy; zulüm görenin mazeretine kulak ver! Hele mevkiinin sadakası olarak yolunu şaşıranı kendi yolundan sürme! Bütün ırmaklara su veren deniz bile her çöpü başının üstünde taşır. Deniz, bu kereminden dolayı eksilmez; ihsanı yüzünden aşağılaşmaz” (1160-1165)

4-İki üç kuşu birbirine bağlasan elem içinde yerde mahbus kalırlar. Üstü örtülü, güzel bir tarzda, kurtulmak için konuşur, danışırlar. Danışmaları, görenleri yanıltacak şekilde kinayelerledir. Peygamber, kapalı bir tarzda meşveret ederdi. Ashab cevap verir, düşman haberdar olmazdı. Düşman, baştan ayağı bilmesin, bir şeyi sezmesin diye reyini kapalı misalle söylerdi. Bu misalle muradını anlatmış olurdu. Ağyar sualinden bir koku bile duymaz, hiçbir şey anlamazdı” (1050)

5- Hak; bu kuvvet-kudreti zan ve yakîn ehline nöbetle göstermektedir: Ey ikbal nöbetine erişen! Kendine gel, sevinme! Sen nöbetle mukayyetsin, hürlük taslama! (Yani bu devlet, bu saltanat nöbetledir. Öyleyse bu kendini beğenme, bu kibir nedendir? ) (1369)

6- Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul! Çünkü her doğru okun, yaydan fırlayacağına şüphe yok. (Ok gibi doğru ol da; yay seni menziline eriştirsin!) (1385)

7-Halkın kendisine teveccühünü gören, kibir ve azametinden sarhoş olur. 1850
Seni metheden, açıkça hicvedince gönlün gam ateşiyle dağlanır. (1855)

8-Saf yüzlüye güzellerin şahısın diyen, ondan bir menfaat sağlamak için hile yapmaktadır. (1942)

9-Ayıp olan, daima her şeyde ayıbı görmektir. Ayıbı görmeyen gayb eridir. (2073)

10-O güzel nerdedir ki bir gün çirkinleşmenin acısını çekmesin? Yıkılıp üst olmayan tavan var mı? (2165)

11-Kör için ekip biçmek, ticaret ve bir şeyler kazanmak mümkün değildir. (2225) Ey körler! Çareniz aranıza bir gören kimseyi almaktır. (2230)

12-Padişah havuza, adamları da lülelere benzer. Havuzun suyunu lüleler akıtır. Eğer havuzun suyu temiz olursa, lülelerden de saf su akar. (2928-2929)

13-Akıllı odur ki; vaziyeti anlayıp başkalarının halinden ibret alır. (3224)

14-Dostun dosta eli boş gitmesi, değirmene buğdaysız gitmek gibidir. (3281)

15-Dağ, hayır da olsa, şer de olsa, sesi sana geri yansıtır. Onun bundan haberi yoktur. (3301)

16-Kılıcın kabzasını yontması kabil mi? Bu gönül tırmalayan yara, bir cerrahı gerektirir. (3332)

17-Nice kafirde din sevdası vardır ama şöyleydi, böyleydi zannı onlara mani olur. (3356)

18-Eğer nur istiyorsan; nura istidatlı ol! İstediğin dünya ise, nurdan uzak dur! (3717)

19-Malını müstehak olmayana dağıtıp onu doyuran ahmak, hayırlı bir iş yaptığını zanneder. (3831)

20-Birisi bir viranede hazine bulunca artık o, bütün harap yerleri gezer. (3881)

21-Sabırlı ol! Maksadına kavuşmada acele etme! Sabret! Doğrusunu Allah daha iyi bilir. (4118)

22-Adem (a.s) nefis zevkine bir adım attı; onun yüzünden cennet ayrılığı boynuna halka oldu. (15)
23-Bir Allah erini dost ve rehber edin! Böyle yaparsan; Allah senin yardımcındır. (23)
24-Ağyardan (başkalarından) ayrılmak gerek, yardan değil. (25)
25-Dostlar kıskançlıkla senden uzaklaşırlar. Zira dikenler güle düşmandır. (126)
26-Sahibini dertlendirecek nice dualar vardır ki; Cenab-ı Hak kereminden onları kabul etmez. (140)
27-Arslansan avını kendin avla! Yabancıyla da, akrabayla da bu iş olmaz. (264)
28-Kin yüzünden yolunu şaşıranlara kin tutma! Sonra yolunu şaşırmışların kabrine koyarlar. (276)
29-Dini baba mirası gibi bedava bulduğundan mı onun şükrünü eda etmiyorsun? (277)
30-Gönlünü geçim düşüncesiyle hastalandırma! Sen kulluğunu yap! Rızık için telaşlanma! (460)
31-Ekmek için Allah’ın adını diline vird eden, saman arzusuyla Mushaf taşıyan eşeğe benzer. (506)
32-Falan kişi bir hazine bulmuş; “çalışmadan, dükkansız ben de bulsam” deme! Bu baht işidir ve nadir olur. Vücutta kuvvet oldukça çalışmak lazımdır. Çalışıp kazanmak define bulmana mani olmaz. Sen işine bak! Hakkın lütfu olursa, o da gelir. (740-741-742)
33-Tenini besleyen, düşmanını başkası sanan nefis sahibine benzer. (779)
34-Fazilete ve şöhrete gönül bağlama! Onlardan geç! İş, iyi ahlak ve hizmettedir. (819)
35-İnsanoğlu dilinin altında gizlidir. (854)
36-İlmin daima ilme’l-yakîn oldu. Gece gündüz ayne’l-yakîn iste! Ayne’l-yakîn aşk ateşiyle olur. Bunu istiyorsan ateşte otur! (869-870)
37-Suret, manayı anlamaya bir perdedir. (1033)
38-Ten duvarında yükseklik oldukça bu, baş eğmeye manidir. (1223)
39-Her kötü huyunu, ayağını inciten bir diken farz et! (1253)
40-Seni yücelere çeken her ses, yüce bir âlemden gelmektedir. (1976)
41-Allahla beraber olmak isteyen kimse, velilerin huzurunda otursun! (2183)
42-Kendi ayıbıyla uğraşana ne mutlu! Başkasının ayıbını söyleyen o aybı kendisinden uzak görmesin! Çünkü insanın yarısı ayıptan, diğer yarısı da gayıptan meydana gelmiştir. (3064-3065)
43-Ahmaklar, mescide (secde edilen yere) hürmet gösterirken, secde edenin kalbini kırmaya çalışırlar. Gerçekteyse ey aptallar! O mecaz, bu hakikattir. Asıl mescid ariflerin gönül evidir. (3139-3140)
44-Fikir odur ki; insanı bir yola ulaştırır. Yol o yoldur ki; yolcusu padişah olur. Padişah da ancak gönül ülkesine şah olandır. Yoksa hazine ve asker sahibi olan değil. (3237-3238)
45-Ey hiçbir şeyi olmayanlar! Gönül sahipleri ile beraber olduğunuz zaman kalbi korumak (zanna düşmemek) gerekir. (3248)
46-Kötü huy vazgeçilmez bir alışkanlık haline gelirse, nasihat edene kızarsın. Faraza toprak yemek âdetin olsa, seni bundan vazgeçirmek isteyene düşman kesilirsin. (3496-3497)
47-Halktan uzak durmakla Hakk’a dost oldum. (3529)
48-Nefis, bir mucize görse o anda hak olduğunu kabul eder. Fakat sonra “O bir hayaldi, o şaşılacak şey hakiki bir görüntü olsaydı gece-gündüz hiç gözümden kaybolmazdı.” der. (3539-3540)
49-Miden temiz şeyleri pis hâle getiriyorsa, boğazına anahtarı kaybolmuş bir kilit vur! (3596)
50- Addan geç, sıfatlara bak ki; o sıfatlar seni zatın sırrına eriştirsin! (3717)
51-Her devirde sulhü seven, zulmetmeyen bir zamanın Süleyman’ı vardır. “Benim ümmetimin içinde de vakit vakit Allah adıyla ümmetimi Hakk’a yöneltecek ve cehennem azabından korkutacak zatlar bulunacaktır. Bulunmadığı zaman olmayacaktır.” Cenab-ı Hak, “ Bir ümmet, asla kendilerine yardım eden bir Allah halifesinden mahrum değildir” buyurmuştur. (3745,3746,3747)
52-Uzak görüşlülük âlim insanı kör eder. Evin içinde uyuyan evi göremez. (3770)
53-Bilgisizliğimizin ve körlüğümüzün çokluğundan Allah’ın aziz kullarını incitmeğe yelteniriz. (3786)
54-Her zaman sebepler için çalışıp çabalayan elbette müsebbibi göremez. Müsebbibi açıkça gören, dünya sebeplerine gönül bağlamaz. (3824-3825)
55-Bütün âlemi hep yiyen ve yenilenden ibaret, geri kalanları da kutlu ve makbul bil! (29)
56-Yerine geri koymadan dağdan bile alınsa, bir gün o da eksilip yok olur. (124)
57-Eğer sözün eğri, kalbin doğruysa kerem sahibi Mevlâ o eğriliği affeder. (169)
58-Eğer dua için temiz bir nefesin yoksa, temiz gönüllü dostlardan dua dile! (177)
59-Günah işlemediğin ağız, başkasının özür dileyen ağzıdır. (183)
60-Gönül derdi dünya mülkünden iyidir. Zira her an Hakk’a niyaza sebep olur. (204)
61-İyilik ettiğin kimsenin şerrinden sakın! (264)
62-Gaflet içinde dolaşanlardan nişan olarak kemik ve kelleler kaldı. (274)
63-Seni Hakk’tan ayıran her şeyde ziyan içinde ziyan vardır. Sakın! (421)
64- Kaza asumandan baş gösterince akılların tedbiri gizlenir. Balıklar deryanın dibinden sahile çıkar, uçan kuşlar tuzağa yakalanırlar. (470-471)
65-Her insanın evveli bir surettir. Sonra can, onun manevi güzelliği olur. Her meyvenin de evveli suret olup, sonra lezzeti onun manası olur. (528-529)
66-Olgun kişilerin tozunu toprağını, duvarını öpmek, alçakların nimetinden iyidir. Aydın gönüllülere kul olmak, padişahlarla beraber bulunmaktan yeğdir. (641-642)
67-Hak aşkının sarhoşunun mestliğini yüz küp şarabın tesiri hâsıl edemez. (675)
68-Dünyada imtihan korkusu olmasa, her namerd, Rüstemlik davasına kalkardı. (688)
69-Altın hazinesini muhafaza için bilinmeyen viranelere gömerler. Defineyi bilinen yere koymazlar. İşte bu yüzden ferahlık da zahmetin altındadır. (1136-1137)
70-His gözü elin avucuna benzer. Avucun bütün fili elleyebilmesiyse imkansızdır. (1271)
71-Yüzmesini bilsen de Nuh’un gemisine gir! (1309)
72-Mide derdinden nice kuşlar vardır ki damın kenarında kafes içinde mahpusturlar. Suda emniyet içinde nice balıklar varken, boğaz hırsı yüzünden oltaya koşarlar. (1701-1702)
73-Kur’ân-ı Kerimin yedi türlü manası vardır. Âlim de, cahil de ondan kendilerine göre nasiplerini alırlar. (1904)
74-Görünen pislik suyla temizlenir. İçteki pislikler gözyaşından başka suyla temizlenemez. (2100-2101)
75-İşin başında sonu gizlidir ama onu akıllı önceden görür, cahilse sonunda. İşin sonu önceleri gizlidir. Sona erince onu akıllı da görür, cahil de. (2207-2208)
76- Penceresiz ev cehenneme yakındır. Dinin aslı, gönülde açılan penceredir. (2413)
77- Bu halk mazlumu öldürür. Zalime tapar. Her biri intikam pususunda köpek gibidir. (2448)
78-Cüzdanın, kesenin değeri içindeki altınladır. Parasız keseye kimse aldırmaz. (2545)
79-Her devrin söyleyeni bulunur amma; eskilerin sözleri daha sağlamdır. (2549)
80-Soğuk taşa oturmak nasıl harareti alır, hastalığa sebep olursa; ahmak da harareti alıp insan tabiatına soğukluk verir. (2608)
81-Tabiat hekimleri kalbe nabız yolu ile bakarlar. (2712) Onlar, insanı meyve yiyeceklerle gıdalandıran tabiplerdir. Ancak hayvani ruhu, bedeni tedavi edebilirler. (2714) Bizde tıp, iş ve söz ahkâmıdır. Hakk’ın nurunun ışığından ilhamını alır. (2715) O tabipler, illeti idrardan anlarlar. Bizim delilimizse Hakk’ın ilhamıdır. (2718)
82- Sabır ve sükût rahmete sebeptir. (2736) “Susunuz!” emrini can-u gönülden kabul et de; Cenab-ı Hakk’tan sana onun mükafatı gelsin. (2737)
83-Davud’un sesini dağlar, taşlar duydu da; o taş gönüllüler duymadı. (2846)
84-İhtiyat, iki şey arasında doğru olanı tercih etmektir. (2856)
85-Aşağılık, zem edici kimselere ihsanda bulunsan; seni kınarlar. (2995) Bir kerem sahibine ihsanda bulunsan; değer. Bir ihsanına yüzlerce karşılıkta bulunur. (2997) Bir kötüye de kahır ve cefada bulunsan; o da sana kul köle olup sevgi ve vefa gösterir. (2998) Aşağılık kimseler, cefa gördükçe bağlılık gösterir. Vefa gördükçe de cefa ederler. (3000) Hâsılı ey kerem sahibi! Aşağılığa eza ve cefa etmek onu itaatkâr kılar. (3026)86-Yusuf’un gömleğini getiren ondan bir koku almadı. (3057) Arada yüzlerce fersah varken, o Yakub olduğundan koku almıştı. (3058) Nice âlimler vardır ki; ilminden bir nasibi yoktur, sadece ilim hafızıdırlar. (3059) Onu dinleyen avamdan birisi bile sözlerinden faydalanır. (3060) Onun elinde gömlek âriyettir. Sanki dellâlın elindeki cariye gibi. (3061) Dellâl önündeki şaşkın cariye, müşteriyi avlamak içindir. (3062)
87-Ey birader! Halk, tamahsız yere bir selam vermez vesselam! (3379) Ancak Hak selamı karşılıksızdır. (3380)
88-Hazreti Peygamber dedi ki; “Alış verişinde aldanmaktan tereddüt ediyorsan; alacağın şeyi üç günlüğüne muhayyer olmak üzere al! (3516) Zira teenni Rahman’dandır. Mel’un şeytan ise, acele etmeye sevk eder. (3517) Köpeğin bile önünde lokma ekmek olsa, onu önce koklar, sonra yer. (3518)
89-Kaza gelince feza daralır. (3903)
90-Sihir bazen hünerle samanı dağ, dağı da ufacık bir saman gösterir. (4095)
91-Hazreti Peygamber; “Kendinden öncekilere iyilik edenler, kendinden sonrakilerde iyilik bekleyebilir” buyurmuştur. (4131)
92-Canın meyli, hikmete ve ilimlere; tenin meyliyse bağa bahçeyedir. (4479) Canın meyli, terakkiye, şerefedir. Tenin meyliyse; mal, mülk ve yiyecek kazanmaya. (4480)
93- Akıllılar, muratlarını kaybedince Mevlâ’yı can-u gönülden zikrederler. (4507) Muradsızlık, insanı cennete sevk eder. “Cennet, hoşa gitmeyen şeylerle murada nail olmayışlarla kapanmıştır” hadis-i şerifini işit! (4506)
94-Helvayı kısmeti olan yer, parmakları uzun olan değil. (4573)
95-Nur gelince karanlık mahvolur. Zulmün aslı, esası da zulmettir. (4678)
96-Hazreti Peygamber buyurmuştur ki; “Kim kapıyı çalarsa, sonunda kapının açılmasına nail olur.” (4827) Kimin civarında oturursan, elbet bir gün onun yüzünü görürsün. (4828) Kuyu açmak maksadıyla toprağı kazarsan tertemiz suya kavuşmak mümkün olur. (4829) Şüphesiz bu herkese malumdur ki; “Ne ekersen, onu biçersin. (4830)
97-Senin hoşlanmadığın bir şey Hakk ile bakarsan rahmet olur. (4856)

98-Deniz, derya mahlûkatı için bağ bahçe gibidir, kara mahlûkatlarınaysa ölümdür. (69)
99-Gönül sahipleri küllü, cüz’ünden görürler. (131)
100-Ey Âdem, gerçi senin gözün varsa da; -Kaza gelince göz kör olur. (339)
101- Hakk’ı tâzimden uzak bir kâfir, bir gün Murtaza’ya dedi ki: “Peki yüksek bir yapının damındasın… Ey aklı başında olan, Allah’ın koruyacağını biliyorsun değil mi?” Murtaza, evet dedi… O, koruyucudur, ganidir… Bizim varlığımızı, bizi ta çocukluğumuzdan adamlığımıza kadar hep o korur, o görüp gözetir! Yahudi, peki dedi… Mademki öyledir, kendini bu damdan aşağıya at… Allah’ın koruyuculuğuna tamamı ile güven! Kendini aşağıya at da, ben de adamakıllı inandığını anlayayım, güzel inanışını, deliliyle göreyim!
Müminler emiri ona dedi ki: “sus, defol git de bu cüret yüzünden canın belaya sataşmasın! Kulun Mevlâ’sını imtihana cüret etmesi yaraşır mı hiç?

102-A hayrı, şerri bilmeyen bîçare! Önce kendini imtihan et, sonra başkasını. Zaten kendini imtihan edersen başkalarını imtihandan vazgeçersin. Cenabıhak, eğer başsan seni ayak altında bırakmaz. (375-376-379)
103- Hiç akıllılar, kıymetli bir inciyi helâda sidik içinde bırakırlar mı? (380)
104- Zaman an, su da Hakk’ın zikridir; O’ndan gayrisi derttir, tasadır. Zikir suyunda nefesini tut, sabret de vesveselerini yok et! (446-447)
105- Atın boynunu tutan isteğine ulaşır, ayağını yakalayan tekmeyi yer. (473)
106-Sen cihana kul olmuşsun, cansa gama mahkûm; böyleyken kendini hür sanırsın. (663)
107-Hakimler, (hikmet sahipleri) “Biz bu musiki nağmelerini, göklerin dönüşünden aldık” demişlerdir. (745)

108-Bir neyzen, ney üflerken sehven aşağı tarafından bir yel çıktı. Hemen neyini oraya tutup, “Benden ehilsen öyleyse neyi sen üfle!” dedi. (785-786)
109-Bir üstadın talimi olmadıkça, aklın bir sanatı elde etmesi mümkün mü? (1316)
110-Ölmeden önce ölene, asıl vuslattan bir koku alana ne mutlu! (1390)
111-Sende kötü dosta karşı bir temayül belirecek olsa; hemen ondan sakınıp kaçmaya bak! Onu kökünden çıkarıp at! Eğer neşvünema bulursa, hem seni, hem de mescidini harab eder. (1403-1404)
112-Aklı başında olan bilir ki; akıllılık taslamak şeytandan, aşk ise Âdem’dendir. Zekilik taslamak, denizlerdeki yüzücü gibidir; ekseriya sonunda o, boğulur gider. Kenan gibi gemiden ayrılma; onu da kuvvetli zannı mağrur edip aldatmıştı. Akıllılık, zekilik seni kibre meylettirir; aptal ol var, tâ ki; kalbin sağlam kalsın! (1421-1422-1428-1440)
113-İlim, mal ve mevkii, şüphesiz mayası bozukların yanında bir fitne vesilesidir. Delinin elinde kılıcın kabzası oldukça, müminler için savaşmak farzdır. İdare, bir sapığın eline düşünce o, bunu mevkii sanır ama varıp kuyuya düşer. (1457-1458-1466)
114-Eğer ahmaklar baş olurlarsa akıllılar, kendilerini gizlerler. Dolunay geceleyin gökte dolaşırken, onun seyrini köpeklerin ulumaları men edemez. (1471-1483)
115-Onun (Cananı olmayan can) örüp dokuduğu hile ve şeytanlık, başka bir hayvandan zuhur edemez! Altın sırmalı elbiseler dokur, denizin dibinden inciler çıkarır… Hendese bilgilerinin en ince noktalarını bilir, yahut nücum, tıp ve felsefe bilgilerini elde eder!
Çünkü onun, ancak bu dünya ile alâkası vardır… Yedinci kat göğe çıkmaya yolu yoktur.
Bütün bu bina bilgisi, ahır yapmaya yarar… o da öküze ve deveye gerek. Hayvanların birkaç gün yaşamalarına yarayan bu bilgilerin adını, şu ahmaklar remizler, ince şeyler (derin şeyler) koydular. (1533-1538)

116-Mecnun’un sevdası Leylâ’nın yanına varmak; devenin arzusuysa arkadaki yavrusuna koşmak. (1553)

117- Gümüş bedenliyken seni avlayan güzellerin, ihtiyarladıklarında pamuk tarlasına döndüklerini görürsün. Ey yağlı ballı güzel yemeklere esir olan, onların fazlasını git de helâda seyret! O zaman onlara, “Hani güzelliğiniz nerede? Tabaklardaki safa ve lezzetiniz ne oldu?” dersin.(1619-1620-1621)

118-Bir tarafı görüp, bir tarafı görmeyen tek gözü kör, kovulmuş şeytan gibi olma! (1635)
119-Erkeklerin kadınlara gerçek üstünlüğü, onların akıbeti görebilmeleriyledir. (1639)
120-Birine meyil, öbüründen uzaklaştırır; seven kimse, sevdiğinin zıddı olanlardan ayrılır. (1645)
121-Gönül hanesini hangi ses boş bulursa, oraya o yerleşir; artık başkası ona ya eğri, ya haram görünür. Âlemde her şey, bir şeyi çeker; küfür kâfiri, doğruluksa Müslümanı… (1650-1652)
122-Beden tabipleri hastalığını idrarından, nabzından, yüz renginden ve kandan teşhis ederler. Hekimliği yeni öğrenen beden tabipleri, her an idrar, kan v.s. gibi alametlere muhtaçtırlar. Fakat Hak tabipleri, daha uzaktan adını duyunca varlığının dibine ulaşırlar. Belki de sen doğmadan nice yıllar evvelki hâline vâkıftırlar. (1813-1819)
123-Sende bir gam zuhur ederse kendine bak, başkasını itham etme! (1932)
124-Musa’yı evlâd edinip halkın çocuklarını öldüren Firavun gibi; zâhirde başkalarına kin güdüyorsun ama asıl düşmanın olan nefsin içine yerleşmiş. (1935-1937)
125-Akıllının sövmesine ben razıyım; kemal sahibinin zatı feyze kabiliyetlidir. O boş yere küfretmez. (1968-1969)
126-Latif ve aydınsan iyice bil ki; eşek kıçını öpmek hoş değildir. Boş yere bıyığını fena kokutur. (1971-1972)
127-Akıl iki çeşittir; birincisi sonradan kazanılan akıldır; çocuk onu mektepte kazanır. İkinci akılsa, Hakk’ın ihsanıdır. Onun kaynağı candadır. Gönülden bilgi ırmağı coşunca o saf cevher, bulanıp bozulmaz. Tahsille kazanılan akıl, civardan evlere akan ırmaklara benzer. O, yolu kapanınca akamaz. Sen pınarı gönlünde bul! (1983-1984-1986-1987)
128- Askerin aslı kumandandır… Kumandansız kavim, başsız bedene benzer! Şu ölüşün, solup gidişin, hep başbuğu terk etmendendir. Usançtan, nekeslikten, benlikten baş çekmede, kendini başbuğ saymadasın! Tıpkı yükten kaçan katır gibi… O da başını alır, dağları boylar! Sahibi, a sersem… Her tarafta eşek avlamak üzere sinmiş bir kurt var…
Şimdi gözümden kayboldun mu her yandan kuvvetli bir kurt çıkagelir. Kemiklerini şeker gibi ezer, ufalar… Artık bir daha diriliği göremezsin bile! Hadi kurdu bir tarafa bırak… Nihayet otsuz kalmayacağını sanma! Ateş, odun olmadı mı söner gider. Kendine gel de sahipliğimden kaçma, yükün ağırlığından çekinme… Senin canın benim diye ardına düşer, koşar durur! Sen de bir katırsın… Çünkü nefsin üstün. A kendisine tapan, hüküm üstünündür. Fakat Celâl sahibi Allah, sana eşek demedi at dedi… Arap, Arap atına “Taal” (gel!) der. 2013-2023)

129-Kendinden geçen, her yerde kötü olmaz; edepsiz, şarapla daha da edepsiz olur. Akıllının sarhoşluğu da iyidir, kötü huyluysa sarhoş olunca daha da kötüleşir.(2175-2176)

130-Olgun bir aklın yoksa, ölü gibi ol, gönlü diri bir akıllıya yanaş! (2218)

131-Bir aşağılık, abdest bozduktan sonra temizlenirken, “Ya Rab, bana cennet kokusunu nasip et!” derdi. Birisi ona dedi ki; “Duan güzel ama, dua deliğini şaşırmışsın. Zira bu dua, burna aittir, sen niçin aksini yapıyorsun? Cennet kokusu burunla duyulur; sense tersinden, aşağıdan mı koku alıyorsun!” (2240-2241-2242-2243)

132-Olmayacak şeye, kim söylerse söylesin inanma! Geçmiş şeye gam çekme, senden gidene (elinden çıkana) artık hasretlenme! (2270-2272)

133-Gafil bilgisize nasihat etmek çorak yere tohum saçmak gibidir. (2283)

134-Vehim ve akıl mihenksiz belli olmaz; ikisini de birer birer mihenge vur! Bu mihenk, Kur’an-ı Kerim ve Peygamberlerin hâlidir; mihenk kalpa “Gel bize uy!” der.(2322-2323)

135-Cismin, topraktan gelen yardımla gelişmede, her an ondan sana gıda hâsıl olmada. Can gidince cismin o korkunç kabirde yine toprak olur. (2335-2336)

136-Yarayı neşterle açmadan merhemin, ilacın hiç tesiri olur mu? Terzi kumaşı parça parça eder de kimse şikayete başlayıp, “Niçin bu güzel atlası sen makasla kesip parçaladın!” demez. Köhne bina yapılıp mamur olurken, önce onu yıkıp harap ederler.Marangoz, demirci ve kasaplar da böyledir; işini yapmadan önce onu yıkarlar. Buğday değirmende ufalanıp un olmasaydı sofraya lâyık olmazdı. (2365-2367-2368-2369-2370- 2372)

137-Öküz, ansızın Bağdat’a girip şehri bir baştan bir başa dolaşsa; bütün zevk-ü safa ve lezzetlerden onun göreceği sadece karpuz kabuğudur. Öküzün ve eşeğin seyrine lâyık olan şeyler yollardaki saman ve otlardır. Dünyayı görmen, senin idrakin kadardır; temiz olmayan hissin temizleri görmene perde olur. Hissini görüş suyuyla yıka! Sen temizlenince perde kalkar, pâk canlar sana koşarlar. (2396-2397-2398-2403-2404-2405)

138-Tenden kurtulunca kulak da, burun da göz olur. Âriflerin vücudunun her kılı göz kesilir. Yağ parçasından ibaret olan göz, asıl görüşü sağlasaydı, düşde bunca şekiller görülemezdi. Hem cinler de suretleri görür, ama onların gözlerinde yağ yoktur. (2419- 2420-2422-2423)

139-Eğer kendini murakabe ediyor ve uyanıksan işlerinin karşılığının verildiğini görürsün. (2479)

140-Remizleri iyi anlayana açık söz söylemek gerekli değil. (2481)

141-Cennetin sekiz kapısı vardır; birisi de tevbe kapısıdır, ona intisap et! O sekiz kapı bazen kapanır, bazen açılır ama, tevbe kapısı daima açıktır. (2525-2526)

142-Ölüme rağbetin, aczinden ve derdinden değil, evin yıkılmasında hazineyi gördüğün için olur. Böylece kendin, eline kazmayı alıp evi yıkmaya başlarsın. (2552-2553)

143-Ecel, kira ödeme müddetidir, bu müddet içinde işini görürsün. Dükkanda yamacılık yaparsın, halbuki onun altında iki maden gömülüdür. Yamacılık, su içmek, ekmek yemektir, eski hırkana yama üstüne yama vurursun. Vücud hırkan her zaman yırtılıp durur; onun yaması, senin yiyip içmendir. (2568-2569-2572-2573)

144-Saf suyu görmeyen kör kuşa acı su, Kevser gibi gelir. (2612)

145-Cahilin şefkati derde döner. (2649)

146-İdris ve İsa göğe yüceldiler; cinsleri olan meleklerle oldular. Hârut’la Mârut da gökte iken ten cinsiyeti onlara tuzak olduğundan aşağılara indiler. Kâfirler de şeytanla hem cinstirler. Canları, onun şakirtleridir. (2690-2691-2692)

147- Kıptîler, aşağılık Firavun’ un cinsindendi.. İsrail oğulları kabilelerine mensup olanlar da Allah kelimi Musa’nın cinsinden. Haman, tam Firavun’un cinsindendi.. Firavun, o yüzden onu seçmiş, başköşeye geçirmiş, kendisine vezir etmişti. Hâsılı sonunda da Haman, onu başköşeden ta cehennemin dibine kadar çekti.. Çünkü o iki pis adam cehennem cinsindendi. İkisi de cehennem gibi yakıcıydı.. ikisi de nurun, zıddı idi.. ikisi de cehennem gibi gönül nurundan çekinen ve nefret eden kişiydi! (2723-2724-2725)

148- Cehennem mü’mine der ki; “Çabuk geç, nurun ateşimi söndürecek!” Mü’min cehennemden nasıl sakınırsa, cehennem de ondan öyle kaçınır. (2727-2730)

149-Bu asa, (Musa’nın asası) hak eden her aşağılık eşeği terbiye etmek içindir. (2823)

150-Hak lütfedince Nil’i akıllı, kahredince de Kabil’i aptal eder. Cansızlara akıl lütfunda bulunur, kahrıyla da akıllılardan aklı giderir. (2837-2838)

151-İlacın faydasının içinde gizli olduğu gibi her görünen şeyin de hikmeti içinde gizlidir. (2899)

152-Münkirin inkârı sırf bir inkâr değil, belki o inkârının da bir mânası var. Muradı, ya hasedinden düşmanını kahretmektir veya kendi üstünlüğünü artırmak. (3010-3011)

153-Her zaman buğdayın samandan ayrıldığı gibi iyiyle kötüyü de ayırmak vaciptir. Bu cihan halkı, hikmet hazineleri gizli kalmasın, ortaya çıksın diye yaratılmıştır. “Ben bir gizli hazineydim, bilinmek diledim” sırrı zahir olmuştur, tâ ki ârifler bilsin! Ayranın içinde yağın gizli olduğu gibi, senin doğruluk cevherinde yalan gizlidir. Cenabıhak, bir kulunu, ayranı yayığında dövsün diye elçi olarak gönderir. Tâ ki o yayığı, bende bir ten gizli olduğunu bileyim diye hünerle döver. (3046-3047-3048-3049-3052-3053)

154-Uyku’da canın öyle şeyleri görür ki, yirmi yıl uyanık kalsan yine onları göremezsin. (3083)

155-Gönüllerde nurun nişanı vardır. Hakk’a yönelen, bu aldatıcı dünyadan uzaklaştığı gibi sürur yurdundan, ahiretten de Hakk’a rücu eder. (Hadis) (3101-3102)

156-İnsanın can mumunu, hem gam nefesi, hem de sevinç nefesi söndürür. İnsan bu iki ölüm ortasında diridir. Ne gariptir ki; bir şey, bir yandan ölüm, bir yandan hayat sebebi olur. (3111-3112-3114)

157-Rüyadaki gülüş, ağlamaya, derde, gama yorulur. Ağlama da sevince, ferahlığa üzüntünün gideceğine tâbir edilir. (3117-3118)

158-Ölüm kapılarının acı gıcırtıları, haris kişinin kulağına gitmez. (3124)

159-Aşağılıklar, bir habbeye bile hırs ederler; Salihlerse gümüşe, altına dahi aldırmazlar. (3154)

160-Kimde din kaygısı varsa, Cenabıhak onu başka dertlerden emin eyler. (3157)

161-Dünyanın büyüsü sana tesir etmeye başlayınca her an duan “Kul eûzü” olsun! Tâ ki; sabahın Rabb’inden yardım dileyip gamdan, gönül darlığından kurtulasın. (3211-3212)

162-Bu dünya kocakarısı pek kuvvetli bir büyücüdür; halkın, onun sihrini bozması zor iştir. Düğümü, akılla çözülebilseydi Cenabıhak, kullarına peygamberler göndermezdi. “Hak dilediğini işler.” Sırrına vâkıf bir nefesi, düğüm açanı arayıp bul! (3216-3217-3218)

163-Bedbaht bir fasıksın, dünyan hoş değil; vebalin çok, günahlardan kurtulmamışsın.. Dünyanın üfürüğü bu düğümü pek sağlam bağlamış; onu çözmek için her an Hakk’ın nefesini iste! (3221-3222)

164-Uykun varsa yol üstünde uyu! Hak yolundan uzak durma, orada yat! Belki bir yolcu seni uyandırır, uykunu giderir, açılırsın. (3256-3257)

165-Senin akıl altının ufalanmış; şüphesiz altının kırıntısı damgalanamaz. Aklın, yüzlerce mühim şeylere bölünmüş; sende yüz binlerce arzular peyda olmuş. Bu parçaları aşk ile toplamak gerektir ki; sende letafet parıldasın. Parçaları toplamaya çalışırsan, padişah sikkesi olmaya layık olursun. Eğer bir miskalden ziyade olursan padişah, senden altın bir kadeh yapar. Ona sultanın hem adı, hem lâkapları, hem sureti nakşolur. Kendini topla, cemaat rahmettir; tâ ki sana gizli sırlardan söyleyeyim. Feleğin abes şeylerine taksim olmuş can, nice sevdalar ortasında müşterek kalmıştır. (3307-3308-3309-3310-3311- 3312-3314-3316)

167-Bu aklın görüşü mezara kadardır, basiret ehlininkiyse sur üfürülünceye kadar… Bu akıl olmadık şeyleri anlayamaz; bu ayak, acayip şeylerden yana adım atamaz. Bu akıldan, bu ayaktan vazgeç de yürü, gaybı gören bir göz ara! (3331-3332-3333)

168-Cüz’î akıl, keskin şimşek gibidir; onun ışığı yolda rehber olamaz. Şimşeğin nuru rehber olamaz, belki o, buluta ağlamasını emreder. Bil ki, akıl şimşeği de ağlamak içindir, tâ ki yokluk varlık için ağlasın. (3339-3340-3341)

169-Hasta, aklıyla hekime gider ama akıl, tedavisinde işe yaramaz. (3343)

170-Sükût edip yürü, emre uy, bir şeyhin, bir üstadın gölgesine sığın! İstidatlı ve kabiliyetli de olsan kâmillikten lâf etmenin sana zararı olur. Üstada karşı gelirsen istidat feyzinden uzaklaşırsın. (3368-3369-3370)

171-Her kâmilin yolunun tozunu sürme edin, tâ ki gözlerini, gönlünü nurlandırasın. Deve, gözünün nurlanması için diken yediğinden bu sebeple gözü aydınlanmıştır. (3395-3396)

172-Şüphesiz sen zina veletlerindensin. Yay kötü olunca, ok eğri gider. (3426)

173-Aslı kötü olan, ebediyen münkirdir. Kimde kötü huy âriyet olarak bulunsa, sonunda o, kötülüğünü ikrarla tevbe eder. (3432-3433)

174-Süt, bal denizine bir yol bulunca ona bir afet asla tesir edemez. (3446)

175-Eğer inayet sürmesi gözünü açarsa, o zaman hakikatten mecazı ayırırsın. Yoksa burnu, koku almayana göre misk de, fışkı da birdir. (3484-3485)

176-Hezl, bir şey öğrenmek içindir; sen bunu ciddiye al, onun zahirine bağlanma! Cahiller ciddiyi hezle hamleder, ariflerse hezli ciddiye yorarlar. (3578-3579)

177-Şüphesiz bizim için sebeplere ihtiyaç yok; o sebepler, gerçeği örtmek için bir ihsandır. Tâ ki tabiatçı, ilaca dayansın; müneccim, yıldızları gözlesin! (3621-3622)

178-Kuzu yayıldıkça kasap, “O bizim için otlayıp semiriyor” diye sevinir. Cehennem gibi yer içer, onun için vücudunu semizleştirirsin. Bir gün de hikmet otlağında yayıl da kalbin gelişip güzelleşsin! (3626-3627-3628)

179-Bil ki; şehvet de şarap ve afyon gibidir; akıllının aklını alıp şaşırtır. Sanma ki; insan ancak şaraptan sarhoş olur, aklı gider; bütün şehvetler gözü ve kulağı bağlar. İnatçı şeytan, şarap içmemişti ama onu kibri ve inkarı sarhoş etmişti. Sarhoş o kimsedir ki; bakınca olmayanı görür, gözüne, demir veya bakır altın görünür. (3632-3633-3634-3635)

180-Nefse, riyazet ateşi olmaksızın kurtuluş yok; soğuk demir dövülmekle işlenmez. Aç kalmadan ten, itaatkar olmaz. Nefs, kıtlık zamanı Musa’ya yalvaran Firavun’a benzer. Müstağni olsa, yükü indirilince çifte atan eşek gibi azgınlaşır. İşi olunca ettiği ah u feryadı unutur. (3642-3643-3645-3646-3647)</o:p>
181-Mümin, itimadı kendine yâr edinmiştir. Bu sebeple yavaş yavaş ve teenni ile iş görür. (53)

182-Güneşin harareti ve bulutun ağlaması nasıl her an cihanı rızıklandırıyorsa, sen de akıl güneşini hararetlendir, gözünü bulut gibi yaşlandır. (142-143)

183-Hak yolunda borç vermek gerektir. Ten azığından borç ver de karşılığında gönülde çemen bitsin. Ten lokmasından borç ver de böylece “Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği nimetler” zahir olsun. (147-148)

184-Bil ki aşağılık şeytan seni “itiyatları bırakmaktan zararlar, kalbe ve dimağa hastalıklar gelir” diye korkutur. (151-155)

185- Rasulullah; “Cennet insanın hoşlanmadığı şeylerle çevrilmiştir” buyurmuştur. (165)

186-Aklı, sadık bir dostun aklına yâr et! “Onların işi meşveret etmektir” ayetini gör de ona göre hayırlı iş işle! (168)

187-Fiil ve söz, beden tabiplerine delil olan hastaların idrarına benzer. (239)

188-Bu namaz, bu cihad ve bu oruçlar kalmaz ama can, kutlu bir namla kalır. (250)

189-Doğru söylemek sözün, ahde vefa da fiil ve hâlin şahididir. (254)

190-Cahil bana eşekliğinden, bense ona basiretimden acırım. (443)

191-O yüce Peygamber, ne de güzel söyledi: Bir zerre aklın oruçtan da yeğdir, namazdan da. Çünkü, aklın cevherdir, bu ikisiyse araz. Bu ikisi, yani namaz ve oruç, onun tam olmasıyla farz olur. Bu suretle de o aynanın cilalanması, ibadetle gönlün arınması mümkün olur. Fakat ayna aslından bozuksa onu cilalamak güçtür, zor cilalanır. Cilalanabilecek seçilmiş aynaysa az bir cila ile parlar, azıcık bir cila ona kafidir. (456-457- 458-459-460)

192-Âdem’in sürçmesi, mide ve cima sebebiyle oldu; ama iblisinkiyse kibir ve mevki hırsından. Âdem, istiğfar ile lütfa nail oldu. Mel’un şeytansa kibrinden tevbe etmedi. (525-526)

193-Bir sofranın çevresine yüz tane adam oturur, yer. Fakat baş olmak isteyen iki adam dünyaya sığamaz. O, dünya yüzünde bunun bulunmasını istemez. Hatta padişah padişahlığıma ortak olur diye babasını bile öldürür. Duymuşsundur ya, saltanat kısırdır derler. Padişahlık davasında olan, korkusundan akrabalığı filan hep keser, hepsinden
vazgeçer. Çünkü, saltanat kısırdır, onun oğlu yoktur. Ateş gibi kimseyle dostluğu olamaz.
(531-532-533-534)

194-Bil ki; niyaz yolu en emin yoldur. Naz yolunu bırak, o yolu tercih et! (551)

195-Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur; “Ölümle teninden ayrılan kimse, göçtüğünden dolayı üzülmez, ancak taksiratı ve fırsatı kaçırdığı için hasrette kalır.” (608-609)

196-Kuşçağız, kurt avlamaya çalışırken kendisi, fırsat kollayan bir kediye av oluverir. Yiyen de yenilen de bihaber. Bir avcıyı diğer bir avcı avlamada.(723-724)

197-Gerçek ömür, Hakk’a yakın olmakla can bulan ömürdür. Karganın ömrüyse pislik yemek içindir. Uzun ömür ister ki o, pislik yemeye devam etsin. Onun tıyneti her an için kötüdür. Eğer o ağzı kokan karga, pislik yemeseydi karga mizacını terk edebilmeyi dilerdi. (781-782-783)

198-Hz. Peygamber, “Zenginlikten sonra yoksullaşana; aziz iken zelil düşene, cahillerin arasında kalan âlime acımak gerektir” buyurmuştur. (827-828)

199-Şeytana erkeklere bela tuzağı olarak kadın güzelliği gösterilince, o kötü huylu ellerini çırparak oynamaya başladı ve “Şimdi bununla murat hasıl olmuştur” dedi. (960-961)

200-Nice yiğitleri koltuğunun altına alıp yenerken şimdi halk, halsizliğinden dolayı onun koltuğuna girer. Fakat Hak nuru yakın olan kimse, ihtiyarlıktan ve onun zaaflarından emindir. O gevşerse de onun gevşekliği sarhoşun gevşekliği gibidir. (976-978-979)

201-Düşen devlette kuvvet muradın aksinedir. Asıl kuvvet ikballi devlettedir. “Borç verin” emri gereğince borç ver de, kat kat devlet peşinde olsun. (1005-1006)

202-Büyücü kadınlar, düğüme efsun okurlar. Herkese kurtuluş felak sahibindendir. (Bu efsundan kurtulmak için felak suresini oku!) Lâkin bunu fiil diliyle oku! Zira o, söz dilinden daha mühimdir. (1047-1048-)

203- Sana yoldaş olan üç yâr vardır. Birisi vefalı, ikisiyse gaddardır. Biri dostlar, öbürü mal-mülktür. Üçüncüsüyse vefalı güzel işlerdir. Mal evden dışarı yoldaşlık edemez. Sadık dostsa ancak mezar başına kadar gelir. Ecel günü gelip ölünce dost, lisan-ı hâl ile sana der ki; “Sana yoldaşlığım kabrinin başına kadardır. Daha öteye gidemem. Sadece bir müddet burada beklerim.” Ancak en vefakar dostun amellerindir. Onlar seninle beraber mezara girerler. Amelin iyiyse o, sana dost, kötüyse kabri içinde bir yılan kesilir. (1049-1050-1051-1052-1053-1054-1056)

204-Fakrı öğrenmenin şartı sohbettir. Onda el ve dil işe yaramaz. (1067)

205-Tâ dizine kadar suya girmişsinde gaflet içinde başkalarından su istemedesin. (1079)

206-Adalet , bir nimeti (hakkıyla) yerine koymaktır. Her köke su vermeyi uygun sanma! (1095)

207-Mi’zacı ve tab’ı (tabiat,huy) hasta olan, kimsenin sıhhatli olmasını istemez. (1079)

208- Can özü, susmakla gelişir. Az söyleyen kimsede bir düşünce vardır. Kabuk, kalınlaşırsa iç azalır. Eğer kabuk incelirse, iç artıp olgunlaşmış demektir.(1082-1083-1084)

209-Her kimi Kevser’den safa bulmuş görürsen o, Muhammed (s.a.v) ehlidir ona uy! Kıyamete kadar “Allah için sevenler”den ol! Muhammed (s.a.v)’in şeriatının gölgesine gir! Kimi Kevsersizlik’ten dudakları kurumuş görürsen, onu düşman bil, sohbetini isteme! (1242-1243)

210-İki dost birbirine lâtife edince kulağı duyan bir kere, sağırsa iki kere güler! Sağırın birinci gülüşü, taklit yoluyla olup herkesi güler gördüğü içindir. Niye gülündüğünden habersiz, herkesle beraber o da güler. Etrafına, niye güldüklerini sorup sebebini anlayınca yeniden gülmeye başlar. Mukallit de sağır gibidir. Zevk u safadan habersiz zevk u safa sürer. Şeyhin ışığı kalbine akseder ama müridin bu neşesinin feyzi şeyhtendir. (1280-1281-1282-1283-1284-1285)

211-Gayretle, çalışmakla can, maksadına fırsat bulur (kavuşur). Gerçekten tâlib olan muradına kavuşur. (erer) (1349)

212-Cenâb-ı Hak, eğri gidişli nefsi eşek suretinde göstermiştir. Suretlerse huylarına uygunluk gösterirler. (1401)

213-Bir dost senden, düşmanlık üzere ayrılır; bir kibir kin ve haset ondan zuhur ederse, senden yüz çevirdiği için feryat etme kendini aptal ve cahil yerine koyma! Belki Hakk’a şükredip ekmek bağışla! Çünkü gafletle ona tam bağlanmamıştın. Onun hile ve tuzağından çabuk kurtuldun. Var git, has bir dost ara! (1521-1522-1523-1524)

214-Nasihat edende yüzlerce teşvik edici hâlet olsa da nasihatı duyacak bir kulak lazım. (1538)

215-Ey Rabbim! Sen kimi kahr etmek istersen, onun kalbinden ah u feryadı giderirsin. Tâ ki; bir men eden olmaksızın ona bela iner gelir. Çünkü yalvarıştan onun bir şefaatçisi yoktur. (1608-1609)

216-Mücrim, cürmünü görmedikçe onun gözünden nasıl nedamet yaşı gelir? (1614)

217-Azrail, “Benim bir kudretim yoktur ki; Hakk’ın gizli ve açıkça emrini yerine getirmeyeyim” deyince, -Toprak; “Hilim ve kerem de Hakk’ın emridir. Hangisi vücud bulursa o, emridir” dedi. Azrail de dedi ki; “O tevil olur yahut kıyas (olur) Sarih emir için tevil ve kıyasa yer yoktur.”

218-Her derdin bir devası vardır ama kaza ve kaderin devası yoktur. Kaza gelince tabib aptallaşır. İlaç da fayda bakımından yolunu şaşırır. (1710-1714)

219-Cenâb-ı Hak (Azrail’e) buyurdu ki; “Asla bakan kimse, şüphesiz ortada seni göremez. Halktan kendini gizlersin ama hakikati gören için sen de bir perdesin.” (1717-1718)

220-Ten ölümünü onlara acı gelir sanma. Onlar, kuyudan ve zindandan çimenliklere gitmedeler. Zindanın bir burcunu yıksan, bundan zindandakilerin gönlü incinmez. (1720-1722)

221-Hiçbir ölü, öldüğü için hasret çekmez. Ancak taatının (ibadetlerinin, Hakk’ın emirlerini yerine getirme) azlığına yanar. (1773)

222-Yere tohum eker gibi mühendisin de önce yapacağı evin hayali belirir (aklında). (1798)

223-Kâfirler, öze, içe bakmadıklarından kabuğu, dışı iç zannettiler. (1956)

224-Her kim bir kötü âdet va’zeder, halkı bidat ehli yaparsa, o âdet devam ettikçe onun günahında âdeti ilk koyan da hissedardır. Çünkü o, önder olmuştu, diğerleriyse kuyruk. (1963-1964)

225-Himmet sahiplerinin öyle can sırları olur ki; aşağılık kimselerden inci ve la’lin saklandığı gibi gizlerler. Aptallar için altın, candan âlâdır. Hüner ehliyse can için altınlar saçar. (2062-2063)

226-Kendini kırarsan tertemiz bir iç olur, içe dair güzel hikâyeler işitirsin. Cevizin kabuğundan ses duyulur ama içinde ve yağında bir sada var mıdır? Sada vardır ama onu bu kulak duyamaz. Can kulağı için o, gizlidir. İçin bir sesi olmazsa eğer kabuğun sesi makbul değildir. O sese tahammül ve sabır, susarak içi elde edebilmek içindir. Bir müddet dudaksız ve kulaksız ol da, sonra dudak gibi tatlı şeylere yoldaş ol! (2150-2151-2152-2153-2154-2155)

227-Hak kadehinden içen ariflere sırlar zâhirdir ama onlar gizlerler. Her kime işin sırrı öğretilirse onun ağzı bağlanıp mühürlenir. (2246-2247)

228-Sabırlının rızkı önüne erişir. Sabırsızsa onu elde etmede meşakkate uğrar. (2399)

229-Kötülük cana tamahtan gelir. Kanaat eden hiçbir kimse ölmedi. Hiç bir kimse de hırs ile sultan olmadı. Domuz ve köpeklerden bile ekmek esirgenmiyor. Yağmur ve bulutlar halkın kazancıyla değil elbet. Senin rızka karşı nasıl bir sevdan varsa rızkın da rızk yiyene karşı öyle bir sevdası vardır. Sen gitmesen bile o sana gelir. Acele etmen ancak üzüntüye sebep olur. (2404-2405-2406-2407-2408)
230-Kadında hayvanî sıfat galiptir. Onun için o, renge ve kokuya meyleder. (2474)

231-Saman ve arpayla beslenen kurban olur. Hak nuruyla beslenen Kur’an olur. (2486)

232-Pekmez içinde her ne kaynatılırsa o da pekmez tadında olur. İlmin de nur ile karışırsa herkes ilminden nur kazanır. (2494-2496)

233-Hazreti Ali’den sana Zülfikâr miras kalmış olsa da, Allah’ın arslanının kuvveti sende olmadıktan sonra onun bir faydası yoktur.

234-Cihanda, göğe kadar basamak basamak yol bulan gizli merdivenler vardır. (2564)

235-Acelecilik, çabukluk şeytanın hilesindendir. Sabır ve hesaplı olmaksa Cenab-ı Hakk’ın lütfudur. (2578)

236-Niteliksiz ve Samed olan Cenab-ı Hakk’ın zatının hakkı için kötü dost, kötü yılandan beterdir. Zira kötü yılan, insanın sadece canını alır. Kötü arkadaşsa insana, cehennem ateşine rehberlik eder. Kötülerle arkadaşlık eden, onlarla düşüp kalkan şüphesiz onların kötü huylarıyla huylanır. Kötü arkadaş, sana gölge salınca o, mayasız olduğu için bil ki, senin de yolunu keser, mayanı çalar. (2642-2643-2644-2645)

237-Vehim ve hayal, yakin yolunun yol kesicisi olmuştur. Bu yüzden din ehli yetmiş iki millete ayrıldı. Yakîn eriyse bu vehim ve hayalden kurtulmuştur. Kaşının kılını o hilâl sanmaz. Her kim Hz. Ömer’in nuruyla aydınlanmamışsa eğri kaşının kılı onun yolunu keser. (2664-2665-2666)

238-Ayna suretsiz olursa tertemiz olur ve o, bütün suretleri gösterir. (2674)

239- Hakk’ın emri candır, ben ona tabiyim. Halim, “Tamah eden alçalır” hükmüne benzer. (2702)

240- Haşa; Allah, neyi dilerse o olur. O, mekan aleminde de hakimdir, mekansızlık aleminde de. Hiç bir kimse, onun ülkesinde onun emri olmadıkça bir kılı bile kımıldatamaz. Mülk onundur, ferman onun. Onun kapısında en aşağılık köpek, Şeytandır, (2945-2946)

241-Öküz boyunduruğa girmezse dövülür ama uçmadığı için o, dövülmez. (3110)

242-Gülde yağ tamamen mahvolsa, ister onu gül, ister yağ diye kokla!

243-Ölüye aşk ebedi olmaz. Sen daimi diri ve baki olanı sev! (3280)

244-Bir la’li isle karartsalar bu onu, kötü gözden gizlemek içindir. Adem (a.s)’ın hazinesi de cisim viranesine defnedilmişti de bu yüzden o çamur, mel’un şeytana gözbağı olmuştu. (3458-3460)

245- Kim, renge, kokuya mahpus kalırsa zahit olsa bile huyu iyi olmaz, dar canlıdır. Bu daracık duraktan çıkmadıkça nasıl olur da ahlâkı düzelir, gönlü ferahlar? Zahitlere, genişliğe çıkmadan (gönülleri ferahlamadan önce) yalnız bulundukları zaman bıçak ve ustura vermeye hiç gelmez. Darlıklarından, muratlarına eremediklerinden, dertlerinden karınlarını deşiverirler. (2539-2540-2541-2542)

246-Halk kendini feda edenlere hayret eder. Halbuki herkes bir yolda feda olmada. (3550)

247- Sabırlı ve her şeye razı olan Eyyub (a.s), tam yedi yıl sabır ve rıza ile Hakk’ın belalarına hoşnutluk gösterdi. Senin de gönlüne kat kat belâlar geldikçe o belâları güle güle karşıla! “Ey yaradanım, beni o belânın şerrinden emin eyle, mahrum kılma, ihsanlarda bulun! (O yüzden gelecek ihsanları bana haram etme, beni o lûtuflara kavuştur!) Rabbim, uğradığım belâlara karşı inayetinle lütfet de şükredeyim, geçip giderse ona hasret çekmeyeyim” de! (3697-3701-3702-3703)

248- Asıl mertlik, hışım ve gazap anında sabır ve kararda bir gevşeme ve zayıflık olmamasıdır. Mertlik, sakal ve tenasül aletiyle değildir. Yoksa eşeğin tenasül uzvu erlerin şahı olurdu. (3718-3719)

249-Fahişe odur ki tenasül aletine gönül verip aklı fare, şehveti arslan kesilir. (Aklı fare şehveti arslan kesilenin durumu) “Onun gözleri süzülene kadar benim gözlerim kör olmada” der. Bil ki, her hakir akıl, hırs ve şehvet vaktinde kararını kaybeder. (3723- 3743-3744)

250-Ey bir tepecikten acz ile inleyen, daha yolunda nice yüzbinlerce dağlar var. Sen daha bir tepeden korkuyorsun, bunca derbendi geçmen nasıl mümkün olacak? (3765-3766)

251-Bu aşağılık nefs, halvette her ne yaparsa onu başkalarına, halka göstermek için yapmaz. Onun halvetteki faaliyeti de, istirahatı da Hak niyeti ve hizmetiyledir. Bu cihad-ı ekber, öbürüyse cihad-ı asgardır. (3808-3809-3810)

252- Her kan döken şehit olsaydı öldürülen kâfir de kutlu bir şehit sayılırdı. Nice şehit olmuş güvenilir kişiler de vardır ki dünyada ölürler, şehit olmuşlardır, fakat diri gibi yürür gezerler. (3833-3834)

253-Bir güzelin meftunu olanın arkasında ve önünde setler meydana gelmiştir. Artık o, önünü ve arkasını göremez. (3877)

254-Kulak batıldır, gözse haktır, bunun (gözün) yakîni vardır. İşitmek, görmeye nispetle batıldır. Sözlerdeyse nispet daha galiptir. Gayret et de duyduğunu gözün görsün. Bâtıl olan hakka dönsün! Ondan sonra kulağın, gözünle bir olur, kulakların yumak gibiyken cevhere döner. Belki bütün vücudun, bir ayna gibi olur. Bütün bedenin, göz nuru ve gönül cevheri kesilir. (3916-3917-3928-3929-3930)

255-Baş gözüyle sır gözü savaştılar. Sır gözünün delili üstün geldi. (3943)

256-Gayesi bir delikten, bir boğazdan ibaret olanın yanında sevgilinin aşkından sırlar söyleme! (3946)

257-İnkâr ehline sözü kısa kesmek gerek. Köhne bir kafirle fazla konuşma! (3949)

258- Her ağacın kökündeki sır ve o ağacın yemişi tamamıyla üstünde görünür. Dalla meyva, tohuma benzemez. Meni, hiç insanın bedenine benzer mi? Heyula, esere benzemezken tohum, hiç ağaca benzer mi? Âdem, topraktan yaratılmıştır, Toprağa benzemez. Hiçbir üzüm, üzüm asması gibi değildir. Hiçbir asıl, esere benzemez. Asıl neyse her şey aslına çeker, aslına benzemese bile yine onun eseridir. (3982-3986-3987- 3991-3993-3995)

259- Kim, başkalarının karısına kötülük ederse bil ki kendi karısına pezevenklik eder. Çünkü bir kötülüğün cezası, tıpkı onun gibi olan bir kötülüğe uğramaktır. Suçun cezası, o suçun misli olur. Sen, başkasının karısını, bir sebeple kendine çektin mi aynen sen de onun gibi, hattâ ondan da üstün bir deyyussun. (4007-4008-4009)

260- Zahit, işin sonunu düşünür. “Soru, hesab günü hâlim ne olacak?” diye dertlenir. Ariflerse başlangıçtan, önden haberdardır, sonu düşünme derdinden de kurtulmuşlardır. Arifte arif olmadan önce korku da vardı, yalvarış da. Fakat Tanrı takdirini bildiğinden, işin önünden haberdar olduğundan, bu bilgi, her ikisini de ortadan kaldırmıştır. Evvelce mercimek ektiğini bildiğinden ne mahsul elde edeceğini de bilir. (4074-4075-4076-4077)

261-Padişahın emri mi yoksa mücevher mi daha kıymetli? (4084)

262-(Unutmak, unutkanlık) kötülükler yapıp sonra sarhoşluk mazeretine sığınan sarhoşa benzer. Ona derler ki; “A kötü işli, sebep sensin, onu kendi isteğinle içtin” Sarhoşluk sana kendiliğinden gelmedi ki, onu sen davet ettin. İhtiyarınla o kötülüğü sen getirdin. (4114-4115-4116)

263-Bu yolda akıl bir şey yapabilseydi Fahr-i Razi dahi sır ehli olurdu. Ama “Tatmayan bilmez.” Bu yüzden onun aklı ve tahayyülatı hayretini artırdı. Onun için bu benliği fikr ile keşfolunur sanma! Bu benlik, ancak yokluktan sonra keşfolunur. (4153-4154-4155)

264-Hilim sahibi için merhameti, ilim ehli için hilmi öğretmeye kalkışmak yersizdir.
(4162)

265-Hitap ettiğin vakit senin tahsisinin lezzetinin verdiği mestliği, onlara yüzlerce küp şarap veremez. Madem beni sarhoş ettin, beni cezalandırma! Sarhoşluk hâli, şer’î cezaya mânidir. Ayıldığım zaman bana vur! Ben ise hiç ayılmıyorum. Ey lütuf ve ihsanlar sahibi olan Rabbim, senin kadehinden içen kimse cezadan da, akıldan da kurtulmuştur. (4210- 4211-4212-4213)

266-Mesnevi’nin beşinci cildi, can göğünün burçlarındaki yıldızlara benzer. Yıldızları tanıyan gemiciden başkasının duyguları, yıldızla yol bulamaz. Başkaları, yıldızları ancak seyrederler, ne kutlularından haberleri vardır, ne kırandan. Geceleri tâ sabahlara kadar böyle şeytanları yakıp yandıran yıldızlarla aşinalık et!

267-Halka nispetle leş pek tiksindiricidir ama köpek ve domuz için lezzetlidir. Mundara pislikleri vasıf olmuştur. Su da temizlemek meziyetine sahiptir. (31-32)

268-Hayvan kısmını ot, insanlarıysa izzet ve şeref semizleştirir. İnsana feyz, kulak yolundan erişir, hayvansa boğazından, yiyip içmesinden semirir. (292-293)

269-Dünya kendisini yeni bir gelin gibi gösteren, cilveler eden, kokmuş bir kocakarıdır. Sen onun rengine ve kokusuna aldanma! Zehirli şerbetini içmekten sakın!

270-Halka yük olma, yükünü kendin yüklen! Ululuk talep etme, derviş ol! Halkın boynunu binek edinmekten, ona yük olmaktan sakın da; ayakların nikris olmasın! (331-332)

271-Bütün düzenbazlar, katil ve ayyaşlar zarar vakti yaşamaya lanet ederler. (349)

272-Güzel bir sanat, çolak ve kör birinin elinden mi, yoksa gözleri gören sağlam birinin elinden mi daha iyi çıkar? (376)

273-Hz. Peygamber; “Müftilerde sağlam söz çoksa da, sen kalbine danış!” buyurmuştur. (385)

274-Sen her an kendini kontrol eder, gözaltında bulundurursan Hakk’ı da, adaleti de keremi de görürsün. Ama gözünü bağlayarak kapasan, güneşi görmen nasıl mümkün olur? (388-389)

275-İnsanın kendi için aslolan şey zararsa; kusurundan, kârsa; gayretindendir. (408)

276-Ey altın işlemeli elbiseler ve kemerler giyip kuşanmaya alışan kişi, sonunda giyeceğin dikişsiz elbiseyi hatırla! Biz topraktık. Döneceğimiz yer yine odur. Vefasızlara gönül bağlamak doğru değildir. (451-452)

278-Yalnızlık, kötü arkadaştan iyidir. Kötüyle düşüp kalkan sonunda kötü olur. (490)

279-Duvarların birbirlerine arkadaşlığı olmasa; evlerin ambarın yapılması mümkün olmaz. (536)

280-Mesnevi’nin sözlerinin suretine bakarsan; bu, suret ehlini sapıtır; mâna ehliniyse hidayete erdirir. (672)

281-A beyim! İstiab haddini aşan son yük yüklenmedikçe bu gemi batmaz. (744)

282-Akrabana, dostlarına öldükleri zaman gönlün nasıl müteessir oluyorsa, onlar diriyken de öyle bak! (781)

283-Kâbe’de her kimi istersen iste, hemen o anda o, görünüverir. (887)

284-Eşek için inciyle katır boncuğu birdir. (1021)

285- Bir adama konuk geldi. Ev sahibi, konuğun yaşını sormaya, ne vakit doğduğunu araştırmaya koyuldu; “Oğul, kaç yaşındasın? Söyle, saklama anlat bakalım!” dedi. Konuk, “Ya on sekiz, yahut on yedi veya on altı. Belki de, on beş” deyince Ev sahibi; “hadi bakalım şaşkın hadi, biraz daha geri geri git de ananın rahmine gir!” dedi. (1134-1137)

286-Aceleci olma, teenni kıl, dama basamak basamak çıkılır. Niyetin kabak gibi her şeyin üstüne çıkmak. (Yani kabak kısa sürede kavağa sarıla sarıla uzar gider ama soğuklar gelince kurur, kavaksa yerinde durur.) (1232-1239)

287-Köpek, dişleri sökülüp kocayınca halkı bırakır, gübreye salar. (1250)

288-Söz, dinleyene göre söylenir. Zira elbise bedene göre biçilir. Mecliste aşağılık kişiler olunca çaresiz söz de aşağılık olur. (1262-1263)

289-Eğer zararlardan emin olmak istiyorsan, işin sonuna bak! Evvelini görme! (1382)

290-Tatlı sözlü de olsa, cahilden dost olmaz. Rağbet etme ona, sözleri eski zehir gibidir. (1453)

291-Bir nazar vardır, birkaç arşın ötesini görür. Bir nazar da vardır, iki âlemi birden görür. (1486)

292-Sana gökten bir zulüm sadır oldu mu bekle, ardından bir hil’at gelecektir. Peygamberler, enselerine inen sillelere, belalara sabrettikleri için yüceldiler. (1660-1665)

293-“Allah alçaltıcı ve yücelticidir.” Bütün işleri, bu iki vasıf üzerinedir. (1870)

294-Kadınlıktan hoşlanıyorsan çarşafa gir! Rüstem’likten hoşlanıyorsan hançer gerek! (1929)

295-Koruyucu olan Allah, halkın, abes yere bir şey yağmalamasında nasıl olur da himayesini terk eder? Ovayı, altın ve gümüş tamamen doldursa bile Cenabıhakk’ın izni olmaksızın kimsenin bir arpa miktarı bir şey alması mümkün değildir. (1952-1953)

296-Cömertlik sebepsiz olarak vermektir. (1995)

297-Köpek kendi yarasını kendi yalar. (2000)

298-Deniz köpeğin ağzından pislenir mi? Üflemekle güneş söner mi? (2102)

299-Arslandan, ejderhadan o kadar korkma! Asıl akrabandan, tanıdıklarından sakın! Onlar, seninleyken vaktini boşa harcarlar. Sen yokken de dedikodunu yapıp dururlar. (2249-2250)

300-İlaç, ilaç olarak durdukça bir işe yaramaz; ama içilip yok olunca hastalığı giderir. (2271)

301-Şehir halkı, irfan ve edep sahibidir. Köy halkıysa izzet ve ikram ehlidir. Cenabıhak, gariplere ziyafet çekme, onları ağırlama hasletini köylülere ihsan etmiştir. (2422-2423)

302-Aşağılıkların devrinde halk, yaşlıları iki yerde öne geçirir; ya sıcak çorbayı içmede veya yıkılmak üzere olan harap köprüyü geçmede. (2486-2487)

303-Sen, bu marifet ve fazilet davasından geç! En güzel iş; güzel ahlâk ve hizmettir. (2525)

304-Yalancı iştiha, lezzetini kaybetmek korkusuyla yemeye hırslandırır, çabuk çabuk yedirtir, zaten bu bir hastalıktır. İştiha gerçek ise yavaş yavaş yemek, yemeğin hazmolması için daha hayırlı ve faydalıdır. (2612-2613)

305-Adalet, bir şeyi lâyık olduğu yere koymak, zulüm ise lâyık olmadığı başka bir yere koymaktır. (2622)

306-Düşküne reva görülen nice cezalar vardır ki ona bu, ekmek ve helvadan faydalıdır. Çünkü helva zamansız yenince safra olur. Yoksula, onu ölümden kurtarmak için vaktinde bir sille indirmek revadır. Vurmak, mana bakımından kötü huyadır. Değnek toz için vurulur, keçe için değil. Büyükler ve safa meclisi de zindan da halk içindir. Meclis, dürüst ve olgun kişilere, zindansa hamlara layıktır. (2626-2630)

307-Yarayı yarıp öyle merhem koymak gerektir. Pisliği akıtmadan merhem koyarsan iyice azdırırsın. Yaranın altındaki eti gizlice yer. Yarım bir faydası olsa da elli zararı olur. (2631-2632)

308-Rüzgar, Ad kavminin kaatili, Süleyman peygamberinse hem hamalı, hem de casusu idi. (2686-2688)

309-Deniz suyu korkunçtur ama balıklar için bir yudumdur, tehlikesizdir. (2699)

310-Peşin sille, veresiye ihsandan iyidir. (2744)

311-Körün kuyuya düşmesine şaşılmaz. Asıl şaşılacak şey, gözü görenin düşmesidir. (2786)

312-Ey gören kişi! Yolcu o kimsedir ki; onun yönü ve seyri istikbaledir. (2806)

313-Kadıların (Hakimlerin) hüküm vermede vasıtaları şahitlerdir. Şahitler onlar için iki göz gibidir. Şahidin sözü, göz yerinedir. Zira garazsız olarak gözüyle gizli olanı görmüştür. Davacıysa garazla görmüştür. Garaz ise gönül gözünün bağıdır. (2896-2897-2898)

314-Yağmalanmaktan gizlenmek için nice altınların yüzünü karartırlar. (2948)

315-Aklı kendine amir olan, akibeti gören ve her şeyi bilen göze ne mutlu! (2993)
316-Peygamber, “Cömertlik, dünyaya uzamış bir cennet dalıdır” buyurmuştur. (3009)

317-Sırtını arslanlara dayayan bir tilki, pençesiyle kaplanın bile kellesini koparır. (3055)

318-Binlerce fare, baş kaldırsalar kedi için bundan bir korku ve çekinme yoktur. (3069)

319-Suret bakımından olan kalabalık faydasızdır. Hak’tan mâna topluluğu iste! (3071)

320-Koyunun çokluğundan kasaba ne gam! Aklın çokluğu uykuya mâni olabilir mi? (3079)

321-Irmaktaki su, akıp değişip duruyor ama ondaki ayın ve yıldızların aksi değişmeksizin durmada. (3206)

322-Bütün suretler, ırmak suyundaki akisler gibidir. Gözünü oğuşturup baksan sadece O’nu görürsün. (3211)

323-Bir kul eğer, Cenabıhakk’ın tevfikine mazhar olursa o, kutlu birisinin misafiri olur. Ev sahibi, onun yoluna malını, onun mevkiine mevkiini feda eder. Ona şükretmek, Hakk’a şükretmektir. Çünkü o, ihsan ile Hakk’ın tevfikine mazhar olmuştur. (3280-3281-3282)

324-Rahimden daha korkunç, daha dar, daha karanlık ve sıkıntılı bir zindan var mı? (3444)

325-Sen, göklerin dışına bir çık da sonra o işlere bir bak! Sen yumurtadaki yavru gibisin. Havadaki kuşların tesbihlerini duymazsın. (3476-3477)

326-Tellalın tavsifi, satışta vasıta olur. Canın bedenden ayrılma zamanı da şeytan, iman incisinin tellalı olur. Ahmak kimse, gönlünün daraldığı öyle bir anda imanını, bir ibrik suya satmaya koşar. (3489-3490-3491)

327-Süt bir daha memeye geri dönmez. Hazreti Peygamber; “Verdiğini geri almak, köpek gibi kustuğunu yalamaktır” buyurmuştur. (3576-3577)

328-Bil ki; sadaka vermekle mal, eksilmez, belki hayrat ile daha da artar. Zekat, servetin, rızkın bereketini artırır. Namaz, insanı, kötülüklerden alıkoyar. Zekatın, kesenin bekçisi olur. Namazın, kurtları defeden bir çobandır. Tatlı meyve, dallarda ve yapraklarda gizlidir. Ebedi hayat da ölümde gizlenmiştir. Sureta gübre, toprağın gıdası olmuş, o gıdadansa meyveler meydana gelmiştir. Sen yoklukta gizlenmiş bir varlık, secde eden bir yaradılışla secde edilensin. Demir ve taş, zahiren karanlıktır ama derununda âlemin ışığının nuru mevcuttur. (3601-3607)

329-Düşman ordusu, suyu dışarıdan keser, tâ ki kaledekiler ona güvenmesin. Fakat kalede bir acı kuyu olsa, dışarıdaki yüzlerce tatlı ırmağa bedeldir. (3634-3635)

330-“İnsan, yasaklanan şeyi yapmaya harîstir!” denmiştir. Nehiy, takva sahiplerini, ondan uzaklaştırır (yasaklanan şeyden) ama nefsine tâbi olanları da aksine teşvik eder. Böylece nehiy, (yasaklama) bir çoklarını sapıtır, gönlü uyanık olanlar da onunla hidayete ererler. (3691-3692-3693)

331-Yüzbinlerce yemek olsa, nihayet netice bakımından hepsi birdir. Birisinden karnın doyunca gönlün, elli çeşit yemek de olsa hepsinden soğur. Acıkınca ise tamah gözün şaşılaşır, bir çeşit yemeği yüz bin çeşit yemek gibi görürsün. (3701-3702-3703)

332-Yüzme bilen kimsenin hareketsiz durması, yüzme bilmeyenin eliyle ayağıyla çabalamasından iyidir. Yüzme bilmeyenin çabalaması, boğulmasına sebep olur. Yüzme bilense dalgıç gibi rahatça yüzer. İlim, uçsuz bucaksız bir deniz, ona tâlib olansa bir dalgıç gibidir. Onun ömrü bin yıl da olsa o araştırmaya kanaat edip usanmaz. (3914-3915-3916-3917)

333-Başkalarına nasihat ederken hay hay da, sıra kendine gelince kadınlar gibi vay vay mı dersin? (3942)

334-Vuslat zamanı erkek elinde kadın, ekmekçinin elindeki hamur gibi olur. Gâh onu yumuşak, gâh sert olarak yoğurur; avcunun içinde mutî bir hâle getirir. Hamur tahtası üzerinde yamyassı eder, bazen bir araya getirip toplar. Bazen su ve tuz katıp fırında ateşle onu mihenge vurur.Bu tâlib olanla (isteyenle) tâlib olunana (istenilene) dairdir. Galible mağlubun oyunu böyledir. Bu oyunu yalnız karıyla koca arasında sanma! Her maşukla aşık arasında caridir. Ey koca, karınla onu hoşnut etmeden birleşme!(3981-3986-3989)

335-Aşk, büyükler için bal, çocuklar içinse süttür. Aşk, her gemiyi batıran istiab fazlası son yüktür. (4033)

336-Dost aşkıyla dolu olan kendinden boşalır, testi, içinde ne varsa dışına onu sızdırır. (4076)

337-Vay o kuşa ki, kanadı iyice büyümeden yücelere uçmaya kalkıp tehlikeye düşer. İnsanın aklı, kolu kanadı gibidir. Aklı olmayan başka bir akı rehber edinmelidir. (4109-4110)

338-Teslim olmanın şartı, işi uzatmamaktır. Sapıklık içinde koşup durmanın bir faydası yoktur. (4158)

339-Akl-ı cüz’î akbabaya benzer. O, leş yiyerek uçar. Abdalların aklıysa Cebrail’in kanadı gibi Sidre’ye kadar yükselirler. (4173-4174)

340-Ne vakte kadar körcesine atını süreceksin? Sanatını da kazancını da bir üstada arz kıl! Kendini Çin ülkesinde rüsva eyleme! Bir akıllı ara! Nefsini aldatma! Zamanın Eflatun’u ne derse nefsinin arzularını bırakıp hemen ona tâbi ol! (4177-4178-4179)

341-Kimseye miras mal vefa etmez! Zira evvelki sahibinden istenmeksizin ayrılmıştır. Mirasçı malın kadrini bilmeyip keyfi harcar. Zira o zavallı onu, emek ve meşakkat karşılığında kazanmamıştır. Cenab-ı Hak da sana bu canı, ucuzca verdiği için bu yüzden onun kadrini bilmiyorsun. (4242-4243-4244)

342-Hazreti Peygamber; “Mümin, ney (kamış) gibidir; içi boş olduğu zaman feryadı artar” buyurmuştur. (4248)

343-Papağanları ve bülbülleri seslerinden dolayı kafese koyarlar. (4263)

344-Susuzu, suyun kandırması gibi doğru söz de kalbe safvet bahşeder. Gönlü perdelenmiş ve hasta olan kimse, peygamberle ahmağı birbirinden ayıramaz. Doğru söz, aya tesir eder de gönlü perdelenmişe etmez. Zira o, Hakk’ın sevgilisi değildir, kovulmuştur. (4311-4312-4314)

345-Lezzet açlıktandır, yeni bir yiyecekten değil. Açken yenilen arpa ekmeği şeker kesilir. (4331)

346-Aklı kısa olanın düşü de hayırsızdır. Akılsızın rüyası yelden başka bir şey değildir. (4354)

347-Bir gün aşağılığın biri bir yoksula; “Burada seni hiçbir kimse bilmiyor” dedi. O dedi ki; “Halk beni bilmezse ne gam! Ben kendimi kendim çok iyi biliyorum ya! (4366-4367)
348-Cenabıhak, sapıklığı aydın bir iman yolu kılar. Kötü hali ihsanla neticelendirir. Böylece ihsan sahibi ihsanıyla öğünmesin, günahkâra da suçlarından dolayı ümitsizlik gelmesin. O, gizli lütuf ve ihsan sahibi Cenabıhak, zehir içinde panzehiri gizlemiştir. (4377-7378-4739)

349-İnkâr eden hasım, söylenenin doğrulanmasını istemezse kadı, (hâkim) şahit taleb etmez. Mûcize, davacının doğruluğunu beyan eden bir şahit gibidir. (4384-4385)

350-Bil ki; emniyet, korku içinde gizlidir. (4394)

351-Doğruyla yalanın kokusu bil ki miskle sarımsak gibi nefesten belli olur. (4930)

352-Aklı keskin kimse, tencerede ekşi, acı veya tatlı yemek bulunduğunu buharından bilir. (4934)

353-Ömür tohumunu çorak toprağa ekersen sonunda kârın helak olmaktır. (4975)

354-Hazreti Peygamber, “İki günü bir olan aldanmış, ihsandan mahrum kalmıştır” buyurmuştur. Ahmakça yaşayış insanı cahilleştirir. Öylesinin dağarcığını boş sanma, rüzgârla doludur. (4994-4995)

355-Hazreti Mevlânâ’nın bu güzel Mesnevî’si, ilim esnafının tahkik madenidir. Mesnevî beğenilen bir güzeldir. Bîbedeldir, güzeldir, sevgilidir. Lâkin herkese cemalini arzetmez. Sohbetinin mahremleri, hâl sahipleridir. Cahiller, onun güzelliğini, cemalini inkâr edicidirler. Vâsıllarsa (ona ulaşanlar) hüsnünün şevkinden nasiplenmişlerdir. (5008-5009-5010-5011)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s