Münafıklarla ilgili Hadislerin devamı

18 – Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor:
“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) vefat ettiği zaman, bâbam Ebû Bekir
(radıyallâhu anh), Mescid-i Nebî’den bir mil kadar uzaklıkta olan) Sunh nâm
mevkide idi-ki Âliye (denen Medine’nin yüksek kısmını ki burası Hazrec’e mensüp
Beni’l-Hârise’nin menzillerinin bulunduğu mevki)yi kasdetmektedir-Hz. Ömer
(radıyallâhu anh) kalkıp : “Vallahi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)
vefat etmedi. Allah mutlaka onu geri gönderecektir, o da (münafık) kimselerin
ellerini ve ayaklarını kesecek. . .” diyordu. Derken Hz. Ebû Bekir
(radıyallâhu anh) geldi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yüzünü açtı ve
öptü. “Annem bâbam sana feda olsun. Sağlığında hoştun, ölümünde de hoşsun!
Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelâl’e yemin olsun, Allah sana ebediyyen
iki ölüm tattırmayacak!” dedi. Sonra dışarı çıkıp: “(Hz. Ömer’i
kasdeterek): “Ey (Peygamber ölmedi diye) yemin eden kişi, ağır ol!”
dedi. Hz. Ebû Bekir konuşmaya başlayınca Hz. Ömer (radıyallahu anhümâ) oturdu.
Hz. Ebû Bekir Allah’a hamd ü sena ettikten sonra: “Haberiniz olsun! Kim
Muhammed’e tapıyor idiyse bilsin ki artık Muhammed ölmüştür. Kim de Allah’a tapıyor
idiyse o da bilsin ki Allah hayydır, ölümsüzdür!” dedi ve şu âyeti okudu:
“Ey Muhammed, şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler” (Zümer
30). Şu âyeti de okudu: “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de
peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye
dönen, Allah’a hiçbir zarar vermez. Allah, Şükredenlerin mükâfâtını
verecektir” (Âl-i İmrân 144). Bu açıklama üzerine halk boğuk boğuk
ağlamaya” başladı. Ensar (radıyallâhu anhüm), Benî Saîde yurdunda, Sa’d
İbnu Übâde’nin etrafında toplandı. (Muhâcir de oraya geldi. Ensarîler):
“Bizden bir emîr, sizden de bir emîr!” dediler. Hz. Ebû Bekir, Hz.
Ömer, Hz. Ebû Ubeyde (radıyallâhu anhüm) de oraya geldiler. Hz. Ömer konuşmaya
başladı ise de Hz. Ebû Bekir onu susturdu. Hz. Ömer (bilahere) şöyle diyordu:
“Vallahi, ben konuşmayı şu sebeple arzu etmiştim: (Zihnimde) hoşuma giden
sözler hazırlamış, Ebû Bekir bunlara ulaşamaz (onun hatırından bunlar
geçmeyebilir) diye endişe etmiştim. Ama, yemin olsun, Ebû Bekir öyle bir konuştu
ki, vallahi içimde hazırlamış olduğum güzel sözlerin hepsine isâbet etti,
(benim aklıma gelmeyen daha da güzelini) beliğ şekilde ifade etti. Onun sözleri
arasında şu da vardı: “(Ey Ensâr) biz (Kureyşli)ler emîrleriz, sizler de
vezîrlersiniz!” Bu söz üzerine Hubâb İbnu’l-Münzir ayağa kalktı ve :
“Hayır vallahi bunu yapmayız. Bizden bir emîr, sizden de bir emir
olacak!” dedi. Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh): ‘ “Hayır! Olmaz bu.
Bizler emîrleriz, sizler de vezîrlersiniz” dedi. Rezîn şunu ilâve etti:
“Hz. Ebû Bekir devamla şunu söyledi: “Bu “iş” (hilâfet), şu
Kureyş cemaati için meşrû tanınacaktır. Onlar, yer îtibârıyla Arapların
ortasındadır, şerefçe de (eskiden beri) en gözdeleridir. Öyleyse, Ömer’e veya
Ebû Ubeyde’ye biat edin!” Hz. Ömer atılarak: “Bilakis, biz sana biat
ediyoruz. Sen bizim efendimizsin, en hayırlımızsın, üstelik Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm)’a da en sevgili olanımızsın!” dedi ve Hz. Ebû
Bekir (radıyallâhu anh)’in elinden tutup ona biat etti. Hz. Ömer (radıyallâhu
anh)’i müteakip halk da ona biat etti. Bunun üzerine biri: “Sa’d İbnu
Ubâde’yi katlettiniz!” diye bağırdı. Hz. Ömer (radıyallâhu anh) öfkeyle:
“Allah onu katletsin!” dedi. Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) devamla der
ki: “Bu her iki konuşmada geçen sözleri de Allah fâideli kıldı. Nitekim
Hz. Ömer’in konuşması halkı korkuttu. Aralarında nifak vardı, onun konuşmasıyla
Cenab-ı Hakk nifakı bertaraf etti. Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh) de halkın
nazarını Allah’a çevirip, üzerinde oldukları hakkı (İslâm’ı) öğretti. Oradan şu
âyeti okuyarak ayrıldılar. (Meâlen): “Muhammed ancak bir peygamberdir.
Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi
döneceksiniz? Geriye dönen, Allah’a hiçbir zarar vermez.. Allah şükredenlerin
mükâfaatını Verecektir” (A1-i Imrân 144). Buhârî, Fedâilu’l-Ashâb 5,
Cenâiz 3, Megâzi 83; Nesâî, Cenâiz 11, (4,11). (İbnu Deybe diyor ki:)
“Derim ki: “Rezîn şunu ilâve etti” sözü, et-Tecrid’de ve
Tecrid’in aslında mevcuttur. Bu ziyâde aynısıyla Sahîh-i Buhârî’de mevcuttur.
Allahu a’lem.” Es-Sünuh (veya es-Sünh) avâli’l-Medîne’de bir yer adıdır.
Orada Benî’l-Hâris İbnu’l-Hazrec’in evleri vardır. “Allah sana iki ölümü
tattırmasın” sözü, yâni dünyada.. tattırmasın demektir. Hz. Ebû Bekir, bu
sözü Hz. Ömer (radıyallâhu anhümâ)’in şu sözünü red maksadıyla söylemiştir:
“Allah, peygamberini geri gönderecek, O da (münafık) kimselerin ellerini
ve ayaklarını kesecek.” Sakîfe: Evin sofa (üstü kapalı önü açık) kısmı.
Toroslarda evin bu kısmına yazlık tâbir edilir. Nesîc: Ağlayan kişinin
hıçkırığını içine tıkarak sessiz ağlaması.

19 – Hz. Büreyde (radıyallâhu anh) anlatıyor:
“Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Benimle onlar
(münafıklar) arasındaki ahid (antlaşma) namazdır. Kim onu terkederse küfre
düşer.” Tirmizî, İman 9, (2623); Nesâî, Salât 8, (1, 231, 232); İbnu Mâce,
Salât 77, (1079).

20 – Alâ İbnu Abdirrahman’ın anlattığına göre, öğle
namazından çıkınca, Basra’daki evinde Enes İbnu Mâlik’e uğramıştı. Zaten evi de
mescidin bitişiğindeydi. Der ki: “Huzuruna çıktığım zaman bana:
“İkindiyi kıldınız mı?” diye sordu. Ben: “Hayır, şu anda öğle
namazından çıktık” dedim: “İkindiyi kılın!” dedi. Kalkıp kıldık.
Namazdan çıkınca: “Ben, dedi, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın şöyle
söylediğini işittim: “Bu, münafıkların namazıdır, oturur, oturur şeytanın
iki boynuzu arasına girinceye kadar güneşi bekler, sonra kalkıp dört rek’at
gagalar. Namazda Allah’ı pek az zikreder.” Müslim, Mesâcid 195, (622);
Muvatta, Kur’ân 46, (1, 220); Ebü Dâvud, Salât 5, (413); Tirmizî, Salât 120,
(160); Nesâî, Mevâkît 9, (1, 254).

21 – Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:
“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Münafıklara en
ağır gelen namaz yatsı namazıyla sabah namazıdır. Eğer bu iki namazdaki hayrın
ne olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa onları kılmaya gelirlerdi. Nefsimi
kudret eliyle tutan Zât’a kasem olsun! Ezan okutup namaza başlamayı, sonra
halkın namazını kıldırması için yerime birini bırakmayı, sonra da
beraberlerinde odun desteleri olan bir grup erkekle namaza gelmeyenlere gitmeyi
ve evlerini üzerlerine yıkmayı düşündüm.” Buharî, Ezân 29, Husûmât 5,
Ahkâm 52 ; Müslim, Mesâcid 252, (651 ) ; Muvatta, Salâtu’l-Cemâ’ a 3, (1,
129-130) ; Ebu Dâvud, Salât 47, (548, 549); Tirmizî, Salât 162, (217); Nesâî,
İmâmet 49, (2, 107).

22 – İbnu Mes ‘ud (radıyallahu anh) anlatıyor:
“Ben (cemaatimizi tedkik edince) gördüm ki, namaz(ı beraber kılmak)tan,
sadece herkesçe malum münafıklarla hastalar geri kalmaktaydı. Öyle ki iki
kişinin arasında yürüyebilecek durumda olan hastalar bile namaz için (mescide)
geliyordu. ” İbnu Mes’ud devamla dedi ki: “Resulullah (aleyhissalâtu
vesselâm) bize süneni Hüdâ’yı göstermişti. Sünen-i Hüdâ’dan biri de içerisinde
ezan okunan mescidde namaz kılmaktı.”

23 – Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor:
“Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “İşittiği şeyin
verdiği ezaya aziz ve celil olan Allah’tan daha sabırlı kimse yoktur. Çünkü
O’na şirk koşulur, evladlar nisbet edilir. O, yine de onlara afiyet ve rızık
vermeye devam eder.” Buhari, Edeb 71, Tevhid 3; Müslim, Sıfatu’l-Münafıkin
49, (2803).

24 – Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor:
“Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “İşittiği şeyin
verdiği ezaya aziz ve celil olan Allah’tan daha sabırlı kimse yoktur. Çünkü
O’na şirk koşulur, evladlar nisbet edilir. O, yine de onlara afiyet ve rızık
vermeye devam eder.” Buhari, Edeb 71, Tevhid 3; Müslim, Sıfatu’l-Münafıkin
49, (2803).

25 – Zeyd İbnu Sabit radıyallahu anh anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Uhud’a çıktığı zaman, (bir müddet
sonra) O’nunla beraber çıkanlardan bir kısmı geri döndü. (Bunlar hakkında)
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın ashabı ikiye ayrıldı. Bir grup:
“Bunları öldürelim” diyordu. Öbür grup ise: “Hayır onları öldürmeyelim”
diyordu. Bu ihtilaf üzerine şu ayet nazil oldu: “(Ey Müslümanlar!)
Münafıklar hakkında iki fırka olmanız da niye? Allah onları yaptıklarından
dolayı baş aşağı etmiştir. Allah’ın saptırdığını siz mi yola getirmek
istiyorsunuz? Allah’ın saptırdığı kimseye sen hiç yol bulamayacaksın”
(Nisa 88). Resûlullah da şöyle buyurdu: “Burası Taybe’dir. Deccâl’ı sürer
çıkarır, tıpkı körüğün, demirin pasını çıkardığı gibi.” Buhari, Megazi 17,
Fedailu’l-Medine 10, Tefsir, Nisa 15; Müslim, Münafıkun 6, (2776); Tirmizi,
Tefsir, Nisa (3031).

26 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir gece yanımdan çıkıp gitmişti.
(Benim nöbetimde) hanımlarından birinin yanına gitmiş olabilir diye içime
kıskançlık düştü. Geri gelince halimi anladı ve: “Kıskandın mı
yoksa?” dedi. Ben de: “Evet! Benim gibi biri senin gibi birini
kıskanmaz da ne yapar?” dedim. Aleyhissalatu vesselam: “Sana yine
şeytanın gelmiş olmalı” dedi. Ben: “Benim şeytanım mı var?”
dedim. “Şeytanı olmayan kimse yoktur” dedi. “Senin de var
mı?” dedim “Evet, Ancak ona karşı Allah bana yardımcı oldu da
müslüman oldu!” buyurdu.” Müslim, Münafikün 70, (2815); Nesai,
İşretü’n-Nisa 4, (7, 72).

27 – İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Sizden hiç kimse
yoktur ki ona, biri şeytandan diğeri melekten olmak üzere yanından ayrılmayan
“karîn” tevkil edilmemiş olsun!” “Size de mi ey Allah’ın
Resûlü!” denildi. “Bana da!” buyurdular. Ancak, Allah ona karşı
bana yardım etti de o müslüman oldu. Artık o bana hayırdan başka bir şey
emretmiyor!” Müslim, Münafıkûn 69, (2814).

28 – Zirr İbnu Hubeyş rahimehullah anlatıyor: “Hz.
Ali radıyallahu anh’ın şöyle söylediğini işittim: “Daneyi açan, canlıları
yaratan Zât-ı Zülcelal’e yeminle söylüyorum: Ümmi peygamberim aleyhissalatu
vesselam, bana şu hususu garantiledi: Beni mü’min olan sevecek, münafık olan da
bana buğzedecektir.” Müslim, İman 131, (78); Tirmizi, Menakıb, (3737);
Nesai, İman 20, (8, 117).

29 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Said
İbnu Mu’az radıyallahu anh’ın cenazesi taşındığı zaman münafıklar:
“Cenazesi ne kadar hafif!” dediler. (Bu sözleriyle) beni Kureyza
hakkındaki hükmünü kastediyorlardı. Bu, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın
kulağına ulaştı. Hemen şunu söyledi: “Onun cenazesini melekler taşıyordu.
(Bu sebeple insanlara hafif geldi):” Tirmizi, Menakıb, (3848).

30 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Mekke ve Medine
hariç Deccal’ın çiğnemeyeceği memleket yoktur. Mekke ve Medine’ye geçit veren
yolların herbirinde saf tutmuş melekler var, buraları korurlar. (Deccal)
es-Sebbiha nâm mevkie iner. Sonra Medine ahalisini üç sarsıntı ile sarsar.
Bunun üzerine (şehirde bulunan) bütün kâfir ve münafıklar (şehri terkederek
Deccal’e) gelirler.” Buhari, Fezailu’l-Medine 9; Müslim, Fiten 123,
(2943).

31 – Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı işittim, şöyle diyordu: “Şeytan
artık Arap yarımadasında namaz kılanların kendisine ibadet etmelerinden ümidi
kesti. Ancak onları aldatacaktır.” Müslim, Münafikûn 65, (2812).

32 – Said İbnu’l-Müseyyeb rahimehullah anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bizimle münafıklar
arasında yatsı ve sabah namazlarında hazır bulunma farkı vardır. Onlar bu iki
namaza muktedir olamazlar.” Muvatta, Salâtu’l-Cemâ’a 5, (1, 130).

33 – Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “İblis’in arşı
deniz üzerindedir. Oradan askerlerini gönderip insanları fitneye atar.
Bunlardan, yanında mertebece en yüksek olanı en büyük fitneyi çıkarandır.
Askerlerinden biri gelip: “Şunu şunu yaptım!” der. İblis:
“Hiçbir şey yapmamışsın!” der. Sonra bir diğeri gelip: “Ben
falanı(n peşini) hanımıyla arasını açıncaya kadar bırakmadım!” der. İblis
onu kendisine yaklaştırıp: “sen ne iyisin!” der.” Müslim,
Münafikûn 66-67, (2813).

34 – İbnu’l-Müseyyib, Atâ İbnu Zeyd el-Leysi, Ebu
Hureyre radıyallahu anh’tan naklen anlatıyorlar: “İnsanlar Resûlullah
aleyhissalâtu vesselâm’a: “Ey Allah’ın Resûlü! Kıyamet günü Rabbimizi
görecek miyiz?” diye sordular. O da: “Siz bulutsuz dolunay gecesinde
ayı görmekten şüpheye düşer misiniz?” diye cevap verdi. Onlar:
“Hayır! Ey Allah’ın Resûlü!” diye cevap verdiler. Aleyhissalâtu
vesselâm: “Bulutsuz bir günde güneşi görmekten şüphe eder misiniz?”
diye tekrar sordu. Ashab yine: “Hayır!” cevabını verdiler. Bunun
üzerine: “Şunu bilin ki, siz Rabbinizi de böyle göreceksiniz. Kıyamet
günü, insanlar haşrolunurlar. (Rab Teâla): “Kim (Benden başka) bir şeye
tapıyor idiyse ona tâbi olsun!” buyurur. Onlardan bir kısmı güneşe, bir
kısmı aya, bir kısmı da putlara tabi olurlar. Orada, münafıklarıyla birlikte bu
ümmet kalır. Allah onlara (tanımadıkları bir surette) yaklaşır. “Ben sizin
Rabbinizim!” buyurur. Oradakiler: “(Senden Allah’a sığınırız). Biz,
Rabbimiz bize gelinceye kadar bu yerdeyiz! Rabbimiz gelince biz onu
tanırız!” derler. Derken Rableri (onların tanıyacağı surette) gelir.
“Ben Rabbinizim!” der. Onlar da: “Sen Rabbimizsin!” derler.
Rabb Teâla onları (cennete) davet eder. Cehennemin üzerine Sırat kurulur.
Peygamberler arasında, ümmetiyle Sırat’tan ilk geçen ben olurum. O gün
peygamberler dışında kimse konuşmaz. Peygamberlerin o günkü kelamı da:
“Allahümme sellim, Allahümme sellim (Ey Rabbimiz selamet ver, ey Rabbimiz
selamet ver!)” olacak. Cehennemde, deve dikeninin dikenleri gibi kancalar
var. Deve dikeninin dikenlerini gördünüz mü?” diye sordu. Ashab:
“Evet!” deyince Aleyhissalatu vesselam devam etti: “İşte o
kancalar, tıpkı deve dikeninin dikenleri gibidir. Ancak, onların büyüklüğü ne
kadardır, Allah’tan başka kimse bilmez. İnsanları (kötü) amelleri sebebiyle
kapar. İnsanların bir kısmı (kötü) ameli sebebiyle helak olur. Bir kısmı da
ateşin içine yıkılır, sonra kurtulur. Allah, ateş ehlinden kurtarmak
istediklerine rahmet etmeyi irade edince, ateş ehlinden Allah’a ibadet etmiş
olanları, ateşten çıkarmaları için meleklere emreder. Melekler bu kimseleri,
secde izleriyle tanırlar. Çünkü Allah Teâla Hazretleri secde mahallinin
yakılmasını ateşe haram etmiştir. Onlar böylece ateşten çıkarlar. Hepsi de
ateşten kavrulmuş vaziyettedir. Üzerlerine hayat suyu dökülür. Selin getirdiği
milli topraktan habbelerin (filiz açıp) bitmesi gibi, suyun değdiği yerler
yeniden bitecek. Rabb Teâla, sonra, kullar arasındaki hükmünü tamamlayacak.
Derken cennetle cehennem arasında bir kul kalacak. Bu, cennete girmede
cehennemliklerin sonuncusudur. Yüzü cehenneme doğru ilerlerken: “Ey
Rabbim! Yüzümü ateş tarafından çevir! Kokusu beni perişan etti, alevi de beni
kavurdu” diye yalvaracak. Allah Teâla’ya, kendisine dua etmesini dilediği
kadar duada bulunacak. Sonra Allah Teâla Hazretleri: “Ben bu istediğini
versem, bundan başkasını da ister misin?” diye soracak. Adam: “İzzet
ve celâline yemin olsun! Hayır! Bundan başkasını istemem!” diyecek ve
istemeyeceği hususunda Allah’a ahd u misakta bulunacak. (Allah), bunun üzerine
yüzünü ateşten çevirecek. Adam yüzüyle cennete yönelince ve onun güzelliğini
görünce, Allah’ın dilediği bir müddet susacak. Sonra (dayanamayıp): “Ey
rabbim! Beni cennetin kapısına yaklaştır!” diyecek. Allah Teâla
Hazretleri: “Sen bana istemiş olduğundan başka bir talepte bulunmayacağına
dair ahd u misakta bulunmadın mı? Ey âdemoğlu yazık sana! Sen ne
dönekmişsin!” diyecek. Adam: “Ey Rabbim! Mahlukatın en bedbahtı ben
olmayayım!” diyecek. Rab Teâla: “Sana bu istediğin verilse, acaba
başka bir şey istemeyecek misin?” der. Adam: “Hayır! İzzetine ve
celaline yemin olsun hayır! Başka bir şey istemeyeceğim!” diyecek. Rabbi
de onu mazur addedecek. Çünkü o, sabredilemeyecek bir şeyler görmüştür. Adam,
Rabbine, istediği ahd u misakta bulunur. (Rabbi de) onu cennetin kapısına
yaklaştırır. Kapıya yaklaşıp onun güzelliğini ve içindeki tarâvet ve sürûru
görünce, Allah’ın dilediği kadar sesini keser. (Fakat daha fazla dayanamayıp
atılır): “Ey Rabbim! Beni cennete koy!” der. Rab Teâla: “Ey
âdemoğlu yazık sana! Sen ne dönekmişsin! Sana verilenlerin dışında bir şey
istemeyeceğine dair bana ahd u misâk vermedin mi?” diyecek. Adam: “Ey
Rabbim! Beni mahlukatın en bedbahtı yapma!” diyecek. Allah onun bu haline
gülecek. Sonra ona cennete girmesi için izin verecek ve: “Dile (ne
dilersen)!” diyecek. adam dileyecek. Öyle ki, hiçbir arzusu kalmayacak.
Allah yine de: “Şunları şunları da iste!” deyip, istemesi gereken
şeyleri zikredecek. Böylece istenecek şeyler bitince Allah Teâla Hazretleri:
“Bütün bunlar, bir misliyle sana verilmiştir!” buyuracak.” Ebu
Sa’id der ki: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın: “Bütün bunlar,
on misliyle birlikte sana verilmiştir!” dediğini işittim.” Buhari,
Rikak 52, Ezan 129, Tevhid 24; Müslim, İman 299, (182); Tirmizi, Cennet 20,
(2560).

35 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kıyamet günü,
cehennemliklerin, dünyada en müreffeh olanı getirilerek ateşe bir kere
batırılacak. Sonra: “Ey ademoğlu denilecek. (Cehennemde) hiç nimet gördün
mü? Sana hiç hayır uğradı mı?” “Hayır! Ey Rabbim, vallahi
hayır!” diyecek. Sonra cennetliklerden dünyada en fakir olan getirilecek.
O da cennete bir sokulup çıkarılacak ve kendisine: “Ey âdemoğlu (cennette)
hiç fakirlik gördün mü, hiç sıkıntı çektin mi?” denilecek. O da:
“Hayır! Vallahi ya Rabbi! Başımdan hiç fakirlik geçmedi, hiçbir sıkıntı
çekmedim” diyecek.” Müslim, Münafıkûn 55, (2807).

36 – Yine Enes radıyallahu anh anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah Teâla
Hazretleri azabı en hafif olan cehennemliğe: “Eğer dünya her şeyiyle senin
olsaydı, şu azabdan kurtulmaya bedel, fidye olarak verir miydin?” diye
soracak. Adam: “Evet!” diyecek. Rabb Teâla bunun üzerine: “Sen
daha Hz. Âdem’in sulbünde iken ben senden bundan daha hafifini istemiş:
“Bana hiçbir şeyi ortak kılma da seni ateşe sokmayayım, cennete
koyayım” demiştim. Sen buna yanaşmadın, şirke girdin”
buyuracak.” Buhari, Rikak 51, 49, Enbiya 1; Müslim, Münafikûn 51, (2805).

37 –Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kıyamet günü arz,
tek bir çörek olacak. Cebbâr (olan Allah Teâla hazretleri), onu, cennetliklere
azık olarak elinde çevirecektir, tıpkı sizin sefer sırasında çöreğinizi
çevirdiğiniz gibi!” Bu sırada bir yahudi gelerek: “Ey Ebu’l-Kâsım!
Rahman (olan Allah) seni mübarek kılsın! Kıyamet günü cennet ehlinin (iştah
açıcı) ikramı ne olacak haber vereyim mi?” dedi. Efendimiz: “Söyle
bakalım!” buyurdular. Adam, tıpkı Aleyhissalâtu vesselâm’ın söylediği
gibi: “Arz, tek bir çörek olur!” dedi. Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm bize baktılar. Sonra azı dişleri görününceye kadar tebessüm buyurdular
ve: “Peki cennet ehlinin katıklarını sana haber vereyim mi?” dediler.
Adam: “Buyurun!” dedi. Aleyhissalatu vesselam: “Bâlâm ve
nûn!” buyurdular. Adam: “Bu nedir?” dedi. Aleyhissalatu
vesselam: “Öküz ve balıktır. Bunların ciğerlerinin kenarından yetmişbin
kişi yer” buyurdular.” Buhari, Rikak 44; Müslim, Münafikûn 30,
(2792).

38 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kul kabrine
konulup, yakınları da ondan ayrılınca -ki o, geri dönenlerin ayak seslerini
işitir- kendisine iki melek gelir. Onu oturtup: “Muhammed aleyhissalâtu
vesselâm denen kimse hakkında ne diyordun?” diye sorarlar. Mü’min kimse bu
soruya: “Şehadet ederim ki, O, Allah’ın kulu ve elçisidir!” diye
cevap verir. Ona: “Cehennemdeki yerine bak! Allah orayı cennette bir
mekâna tebdil etti” denilir. (Adam bakar) her ikisini de görür. Allah da
ona, kabrinden cennete bakan bir pencere açar. Eğer ölen kâfir ve münafık ise
(meleklerin sorusuna): “(Sorduğunuz zâtı) bilmiyorum. Ben de herkesin
söylediğini söylüyordum!” diye cevap verir. Kendisine: “Anlamadın ve
uymadın!” denilir. Sonra kulaklarının arasına demirden bir sopa ile
vurulur. (Sopanın acısıyla) öyle bir çığlık atar ki, onu (insan ve cinlerden
ibaret olan) iki ağırlık dışında ona yakın olan bütün (kulak sahipleri)
işitir.” Buhâri, Cenâiz 68, 87; Müslim, Cennet 70, (2870); Ebu Dâvud, Cenâiz
78, (3231); Nesâi, Cenâiz 110, (4, 97, 98); Tirmizi, Cenâiz 70, (1071) -Ebu
Hureyre’den-

39 – İbnu Amr İbni’l-As radıyallahu anhüma anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Dört haslet
vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de
bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet
var demektir: Emanet edilince hiyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince
sözünde durmaz, husûmet edince haddi aşar.” Buhâri, İman 24, Mezâlim 17,
Cizye 17; Müslim, İman 106, (58); Ebu Dâvud, sünnet 16, (4688); Tirmizi, İman
14, (2634); Nesâi, İman 20, (8, 116).

40 – Esved rahimehullah anlatıyor: “Hz. Abdullah
İbnu Mes’ud radıyallahu anh’ın ders halkasında idik. Huzeyfe radıyallahu anh
geldi ve yanımızda durup bize selâm verdi ve: “Nifak, siz en hayırlı bir
kavme indirildi” dedi. Esved de (hayretle): “Sübhânallah, Azîz ve
Celîl olan Allah: “Münafıklar cehennemin en aşağı derekesindedir”
(Nisa 145) buyuruyor” dedi. Bunun üzerine Abdullah tebessüm etti. Huzeyfe
de mescidin bir kenarına oturdu. Derken Abdullah kalktı ve arkadaşları da
dağıldılar. Huzeyfe beni çağırmak için bana bir çakıl attı, yanına geldim.
Bana: “Abdullah’ın gülmesi tuhafıma gitti, halbuki o benim söylediğimi
bilen birisi. Yemin olsun nifak, siz (Tâbiîler)den daha hayırlı bir kavme
indirildi. Onlar (nifaktan) sonra tevbe ettiler. Allah da tevbelerini kabul
etti” dedi.” Buhâri, Tefsir, Nisâ 25.

41 – Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Mürâr yoluna kim
çıkacak? Gerçekten ondan, günah olarak, Benî İsrail’den affedilen kadar günah
affedilecek!” Oraya ilk çıkan Beni Hazrec’ten bizim süvarimiz oldu. Sonra
herkes peşpeşe oraya geldi. Aleyhissalâtu vesselâm: “Kızıl devenin sahibi
(olan bedevi hariç hepiniz mağfirete erdiniz!” buyurdular. Biz adamın
yanına gelip: “Gel! Sana da Resûlullah istiğfarda bulunuversin!”
dedik. O ise bir yitiğini arıyordu. “Yitiğimi bulmam, benim için,
arkadaşınızın istiğfarından hayırlıdır!” dedi.” Müslim, Münafık 12,
(2880).

42 – Hz. Osman radıyallahu anh anlatıyor:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim mescidde iken
ezan okunmaya başladığı halde, bir ihtiyaç olmadan ve tekrar mescide dönme
gayesi de bulunmadan mescidi terkederse o kimse münafıktır.”

43 – Muhammed İbnu Abdirrahman İbni Ebi Bekr
radıyallahu anhüm anlatıyor: “Ben İbnu Abbas radıyallahu anhüma’nın
yanında oturuyordum. Ona bir adam gelmişti. “Nereden geliyorsun?”
diye sordu. Adam: “Zemzemden!” dedi. İbnu Abbâs: “Ondan
gerektiği şekilde içtin mi?” diye sordu. Adam: “Nasıl?” deyince
açıkladı: “Zemzem içerken kıbleye döneceksin. Besmele çekeceksin. Üç kere
nefes alıp kana kana içeceksin. İçip bitirince aziz ve celil olan Allah’a
hamdedeceksin. Zira Aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdular: “Münafıklarla
bizim aramızdaki fark, onların zemzemi kana kana içmemeleridir.”

44 – Ebu’ş-Şa’şâ’ rahimehullah’ın anlattığına göre,
“İbnu Ömer radıyallahu anhüma’ya: “Biz ümerânın yanlarına girer, bir
çeşit konuşuruz, yanlarından çıkınca da bir başka çeşit konuşuruz”
denilmişti. Onlara “Biz bunu, Resülullah aleyhissalâtu vesselam zamanında
münafıklık addederdik” dedi.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s