Merhum Ali Ulvi KURUCU’nun M.Akif’le ilgili Hatıraları

Merhûm Üstad Ali Ulvi KURUCU, “Hatıralar-1” adlı kitabının son bölümlerinde Mehmet Akif ERSOY’la ilgili olarak şu açıklamaları yapar;

Mehmet Akif’in de en yakın dostlarından olan Ekmeleddin İHSANOĞLU’nun babası İhsan Efendi, Mısır’daki Ezher Üniversitesine okumaya giden ve revakul’etrak= Türk Revakları’nda kalan talebelere; “Çocuklar ben sizi Türkiye için hazırlamak istiyorum. Bunun için gönlümden geçiyor ki, sizinle Türk Edebiyatı da okuyalım. Çünkü Arabistan’ın size ihtiyacı yok. Ne kadar Arapça yazsanız, bir Arap edibi, yazarı gibi yazamazsınız. Yazsanız da mühim olan Arabistan değil Türkiye’dir.

Ben sizi, İslamiyete ihlas ile pek çok hizmetler etmiş; bu yüzden de bütün kötülerin düşmanlığını üzerine çekerek, başına birçok felaketler sarılmış olan, kendi memleketimiz için hazırlamak istiyorum. Gelin sizinle Türkçe edebiyat okuyalım” diyerek onlara Ziya Paşa’nın “Terkîb-i  bend” ve “Tercii Bend”lerini okutur.

Mehmet AKİF’le ilgili olarak da şu değerlendirmeyi yapar; “İşte çocuklar, Akif Bey’i neden en çok severiz? Çünkü Safahat’ında böyle lüzumsuz, yersiz, uygunsuz şeyler yoktur. (Divan edebiyatında Terk’ib-i Bendlere başlarken, ilk bend, gelenek olarak içkiden, badeden, meyhaneden filan bahsederek nazm edilir)  Gençliğinde, üstadları taklit ettiği yaşlarda, âdete uyarak, bunlara benzer birkaç şey yazmışsa da, sonra onları Safahat’a almadığı gibi, hepsini imha ederek ortadan kaldırmıştır. Eserini yok etmek kolay iş değildir. Fakat Akif’in ihlâsının önünde, hiçbir batıl ve yanlış duramamıştır.”

Mehmet Akif, Mısır’da Âmâ hafız Şıh Rıfat’ın okuyuşunu çok beğenirmiş. “Şıh Rıfat Kuran okurken aklımdan neler neler geçiyor. Ey Allah’ım! Bunları yazsam diyorum. Ama eve gidiyorum; unutuyorum. İnşaallah yazarım, yazarım derken, geçip gidiyor. Acaba diyorum; Resûl-i Zîşân, bu âyetleri telakkî ettiği zaman, neler hissederdi ki, ben bu gafletimle Şıh Rıfat’tan dinlerken bu kadar huşûya bürünüyorum. Cibrîl-i Emin’den yerleri gökleri saran o vahyi dinleyen Peygamber-i Zîşân neler duyar idi acaba? Bu hislerimi,
düşüncelerimi yazmak isterim, ama zihnim o kadar perişan ki, kendimi bir türlü
toparlayamıyorum…”

Onun bu perişanlığının sebebi de İhsan Efendi tarafından şöyle açıklanıyor; Memleketin başına gelenler, Akif Bey’e çok tesir etmişti. Bizler bile perişan olmuşken, Akif gibi, bütün ömrünü dinine, vatanına hizmete vakfetmiş bir fikir adamı, hassas bir şair ne kadar ızdırap çeker, bir hesap edelim. Memleket yangın içinde. Her gün bir inkılâp, her gün bir inkılâp! Değişmeyen bir şey kalmamış. Memleket kimlerin elinde? Kimler hain olmuş,
kimler vatansever? Bunların Akif ‘bey’e nasıl tesir ettiğini bir düşünmeli…”

İhsan Efendi Akif’e bir gün sorar; “Abdülhak Hâmid’le kendinizi nasıl bulursunuz?”

Akif şöyle cevap verir; “Hâmid’le benim aramdaki fark şudur; Ben yükseldiğimde, Hâmid kadar yükselemem. Alçaldığımda da o kadar alçalamam.
Hâmid beyin kendi sözü olduğu için söylüyorum. Bir de şöyle demiştir; Benim belimden yukarım insan, ondan aşağısı canavardır. Bu kendi sözüdür. Ben elhamdülillah bunu diyemem, buna razı olamam ve böyle bir perişanlığa düşmemeyi de Rabbim’den niyaz ederim. Her yerim ve her halimle insan olmanın gayretindeyim.”

İhsan Efendi, Ali Ulvi KURUCU’ya ardından şu açıklamayı yapar; “Akif Bey’de bütün düşünceler, mülâhazalar sonunda yine teslimiyete varır. Akif Bey’in ilhamları, Kuran-ı Kerim’den, vahiyden ve Resûlullah’tan alınan ilhamlardır.”

İhsan Efendi, Jöntürkler ile ilgili bir değerlendirmesinde de; “Çocuklar, bu Masonluk meselesinde, ben şu kanaatteyim ki, o günkü yerli Masonlarla bugünkü yerli Masonları ayrı görmek lazımdır. Bu benim düşüncem… Çünkü o günlerde, Masonluğun içyüzü, bugünkü gibi belli olmamıştı. Gizli bir teşekküldü. İçyüzlerini açıklayıcı fazla eser yazılmamıştı. Kendilerini sulh taraftarı, bütün insanları kardeş bilen, yardımsever bir kuruluş gibi gösteriyorlardı. Bizimkiler de Müslümanların sıkıntılarına, dertlerine acaba bir fayda temin edebilir miyiz, gibi bir iyi niyetle bu cemiyete girmişlerdi. Fakat Cihan Harbi’nden sonra, halen bu Masonluktan medet ummak, onlara katılmak, büyük bir günahtır. Öyle ki bu günahın tövbesi olmaz, derim” der.

Ardından da Akif’le ilgili şu değerlendirmeyi yapar; “Akif’i neden seviyoruz? Çünkü biz ne hissediyorsak, o da milletle beraber aynı şeyleri hissetmiş. Ruhumuzun tercümanı olmuş.
Dertlerimizi, acılarımızı keşfetmiş; üzülmüş, teselli etmiş; çareler göstermiş… Batı dünyasına ne ötekiler gibi tam teslim olmuş; ne de “gavurdur, hiçbir şeyi alınmaz” diye taassup göstermiş. İyiyi, faydalıyı, bizim bünyemize, ruhumuza, ahlâkımıza uygun olanı alalım demiş…”

Akif’in Safahat’ın ikinci kitabında Süleymaniye kürsüsünden konuşturduğu Meşrutiyet devrinde bütün Müslüman ülkeleri gezmiş, ömrünü dine hizmet için vakfetmiş, “Âlem-i İslam ve Japonya’da İslamiyet”  adlı kitabın yazarı olan ve Japonya’da İslam dininin tanınmasına vesile olan meşhur seyyah Abdürreşid Efendi’nin vefatı üzerine, yakınlarına taziye için gittiklerinde İhsan Efendi merhumun kızına; “Hanım kardeşim, ne talihli bir baban varmış ki, Allah’ın dini için Sibiryalar’dan çıkıp dünyayı dolaştı; Japonya’ya İslâm’ın nurunu taşıdı, orada tebliğ halinde iken, cihad içinde Rabbine kavuştu. Mehmed Akif’in eserine girdi, orada ehl-i imanın kıyamete kadar amin diyecekleri temenniler ve dualarını bıraktı…” dedikten sonra; “Yahu o dualar hatırında olan var mı?” diye sorması üzerine Ali Ulvi KURUCU,  şu meşhur duayı okumuş;

Yâ İlâhî bize tevfikini gönder…
-Âmin!

Doğru yol hangisidir, millete göster….
-Âmin!

Rûh-i İslâm´ı şedâid sıkıyor, öldürecek.
Zulmü te´dîb ise maksûd-i mehîbin, gerçek,
Nâra yansın mı berâber bu kadar mazlûmîn
Bî-günâhız çoğumuz… Yakma İlâhî!
-Âmin!

Boğuyor âlem-i İslâm´ı bir azgın fitne,
Kıt´alar kaynıyarak gitti o girdâb içine!
Mahvolan âileler bir sürü ma´sûmundur,
Kalan âvârelerin hâli de ma´lûmundur.
Nasıl olmaz ki Tezelzül veriyor arşa enin!
Dinsin artık bu hazin velvele ya Rab!
-Amin!

Müslüman mülkünü her yerde felaket vurdu…
Bir bu toprak kalıyor dinimizin son yurdu!
Bu da çiğnendi mi, çiğnendi demek şer -i mübin;
Hak-sar eyleme ya Rab, onu olsun…
-Amin!

Ve l hamdu li l-lahi Rabbi l-alemin.

Şiirin devamı için şu linke tıklayın!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s